Tarımda ithalat kötü mü? Türk tarımına farklı bir bakış...

Tarımda ithalat kötü mü? Türk tarımına farklı bir bakış...

Tarımın insanoğlu için önemi konusunun kimsenin ikna edilmeye ihtiyaç duymayacağı apaçık bir gerçektir. Tarım faaliyetinin birçok nihai çıktısı insanlığın ihtiyaçlarını karşılamadan da öte, varlığını sürdürebilmesi için elzemdir. Bu yüzden en gelişmiş ülkeler de dahil tarım, gıda güvenliği ve güvencesi istisnasız her ülkenin en önemli gündem maddeleri arasında yer almaktadır. Peki gıda güvencesini sağlamaktan, kendine yeterlilikten anlamamız gereken her ülkenin ihtiyacı olan her ürünü ille de kendisinin üretmesi midir?

Bu yazının amacı; kendine yeterlilik kavramına açıklık kazandırmak üzere üretim, dış ticaret ve dış ticaretin yönü kavramlarını ve ilişkilerini bir arada değerlendirmektir. Genel olarak ülkemiz dış ticaretini değerlendirdiğimizde şüphesiz varacağımız yargı "Türkiye'nin tarımsal dış ticarette kesinlikle ihracatçı konumda olduğudur". 2000'li yılların başında tarımsal dış ticaret fazlası 1,8 milyar $ iken, bu rakam 2013 yılında 5,8 milyar $'a çıkmış, 2017 yılında ise 4,3 milyar $'a gerilemiştir. Bununla birlikte elde edilen bu dış ticaret fazlası ülkemizin üretim potansiyeli ve jeopolitik konumu ile birlikte değerlendirildiğinde kesinlikle yeterli değildir. Çünkü Ülkemizi bir çemberin merkezi gibi düşünürsek, 4 saatlik uçuş mesafemizde 1,5 milyar insan yaşamakta ve 8 trilyon $'lık ticaret hacmi bulunmaktadır. Tarımsal dış ticaretimizi bu perspektifle var olan potansiyelin iyi farkında olarak tekrar değerlendirmek gereklidir.

Diğer yandan dış ticaretin dünyada yıllar içinde gösterdiği eğilime bakarak, 2006 yılını baz kabul ederek yaptığımız bir çalışmada; hem dünyada hem de ülkemizde dış ticaretin artış gösterdiği kesindir. Bu çalışmaya alt gruplar bazında baktığımızda yine hem dünyada hem de ülkemizde tarımsal ihracatın normal dış ticaret gelişmesinin üzerinde seyrettiği aşikardır. Hem bu eğilim hem de yukarıda özetlediğim jeopolitik konumumuzun sağladığı avantaj sayesinde ülkemiz tarımsal dış ticaretini daha da fazla artırma imkanına sahiptir. Dış ticaretimizi artırmak derken mutlaka biz üretip satmalıyız gibi hatalı bir bakış açısına saplanıp kalmak yerine, ithal etmenin de avantajları olabilir mi sorusunu irdelemek ve konuya biraz farklı bir bakış açısıyla bakmanın yararlı olacağı inancındayım.

Peki sadece ürettiğimizi mi satmalıyız? İthalat kötü müdür?

Bu konuyu sıklıkla kullanılan Hollanda örneği ile açıklamaya çalışalım. Hollanda'nın 2016 yılı için tarımsal hasılası 15 milyar $, 2017 yılı tarımsal ithalatı 70 milyar $, tarımsal ihracatı ise 104 milyar $'dır. Bu durumda tarımsal dış ticaret fazlası 34 milyar $'dır. Bir başka ifadeyle tarımsal hasılasının iki katından fazladır. Hollanda ithalat yaparak hammadde almakta işlemekte, katma değer oluşturmakta, bu ürünü dünyaya satmakta ve bir başarı öyküsü yazarak sonuçta yıllık tarımsal hasılasını kat kat aşan bir dış ticaret fazlası vermektedir. Buna benzer iyi uygulamalar ülkemizde de mevcuttur. Ülkemiz yıllık ortalama 4 milyon ton civarında kaliteli buğday ithal etmekte ve ithal ettiği bu buğdayı mamul maddeye dönüştürerek ihraç etmektedir. Son 16 yılda buradan elde ettiğimiz fazladan gelir 11,5 milyar $'dır. Türkiye bugün dünyanın 1 numaralı un ihracatçısı konumunda olup, 2017 yılında dünya un ihracatının % 23.1'ini gerçekleştirerek 1.1 milyar dolar gelir elde etmiştir. Yine aynı yıl

Dünya makarna ihracatının % 5.3' ü ile 4. makarna ihracatçısı olmuş ve 490.9 milyon dolar gelir elde etmiştir. Ve yine bulgur, irmik, bisküvi ihracatlarında ilk 3 ülke arasında yer almaktadır. Aynı şekilde ülkemiz yıllık 1,5 milyar $'lık pamuk ithalatı yapmaktadır. Ama bunun karşılığında Tekstil ve Hazır Giyim Sanayimiz 27 milyar $'lık ihracat yapmaktadır. Ülkemiz dünya tekstil ihracatında ise 4. Sıradadır. Bunlar her anlamda büyük başarılardır. Burada Hollanda örneği ile de örtüşür şekilde ülkemizde ki örneklerin de işaret ettiği, ithalatın tek başına dışarıdan ürün satın almak şeklinde değerlendirilerek olumsuz olarak nitelenmesinden önce söz konusu ithalatın hangi gerekçe ile yapıldığının bilinmesi ve ona göre bir yargıda bulunulması gerçeğidir. Bu gerçeğe rağmen şöyle bir soru kamuoyunda çokça tartışılmaktadır; Neden biz üretmiyoruz da bu ürünleri ithal ediyoruz? Bu çok makul ve yerinde bir sorudur. Ancak bu soruyu ülkemizin tarımsal üretim imkanları ve potansiyeli konulu bir başka yazıda değerlendirmek konunun çok boyutluluğu ve derinliği açısından çok daha uygun olacaktır. Ama kısaca şunu belirtmek isterim ki, dünyadaki tüm ülkeler için de geçerli olmak üzere, ihtiyacımız olan her ürünün, ihtiyacımız olan tüm miktarının tam olarak üretilmesi asla mümkün olmayacaktır. Çünkü basitçe bir ifade ile "bütün üretim faktörlerinin bir sınırı vardır". Sahip olduğumuz tarımsal arazi varlığı, su varlığı ve diğer girdilerin bir sınırı vardır. Bu sınırlı kaynakları mesela tarımsal arazi varlığımızı artıramayacağımıza göre yapmamız gereken yeni teknik ve teknolojiler yoluyla optimizasyon ile en verimli üretim planlamasını yapmaktır.

Mevcut kaynakların sınırlılığı konusuna bir örnekle bakacak olursak, ülkemizi bir bütün olarak ele aldığımızda tüm üretim faktörlerinin var olduğunu ancak verimli bir tarımsal üretimi sağlayacak şekilde bir arada bulunamadığını da görebiliriz. Mesela hepinizin bildiği üzere su, tarımın olmazsa olmazıdır. Ülkemizde en fazla yağışı Rize ilimiz almaktadır (yıllık 2400 mm'den daha fazla). Buna karşılık Rize'de tarım yapılabilecek alan oldukça sınırlıdır. Diğer yandan da tarımsal arazi varlığı yüksek olan İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yıllık yağış miktarı 500 mm'nin altındadır. Görülüyor ki su olan yerde tarım arazisi kıt, tarım arazisi olan yerlerde de su kıttır.

Şimdi dönelim tarımda kendine yeterlilik konusuna

Meşhur bir ifadedir "kendi kendine yeten yedi tarım ülkesinden biriydik". Biz artık değilmişiz diye eleştiriler sıkça yapılmaktadır, ancak yaptığım araştırmalarda diğer 6 ülkeyi de bulamadım. Bu ifade toplumu bir şekilde bir amaca motive etme niyetiyle kullanılmış olabilir, ama üretimle, ticaretle, iktisatla doğrulanması ve gerçekleştirilmesi rasyonel olarak neredeyse imkansızdır. Bir ülke kendine yetebilir mi? Toplumun, özellikle artan gelir ve tüketim farklılaşmasıyla genişleyen ihtiyaç yelpazesini düşündüğümüzde cevabını hemen verebileceğimiz bir sorudur bu. Sınırlarınızı kapatırsınız ancak yine de yetemezsiniz ama yetinebilirsiniz eksiğiyle gediğiyle, bu da bir seçenek. Ancak Hollanda'nın yaptığı 34 milyar Dolar karı elde edemezsiniz, bizim buğday dış ticaretinden ve tekstil ihracatından elde ettiğimiz gelirden vazgeçersiniz ve yine de dediğim gibi yetmez yetinirsiniz ancak.

Bu demek değildir ki üretimden vazgeçelim hesapsız kitapsız ithalat yapalım. ASLA! Ancak burada vurgulamak istediğim tarıma üretim, tüketim, ithalat ve ihracat perspektifiyle birlikte bakalım. Üretim imkanlarımızı ve ticaret potansiyelimizi birlikte değerlendirelim.

Kendi üretmediği halde bunu bir ihraç ürününe ve ihraç gelirine dönüştürmek önemli gelir kalemleri yaratan azımsanmayacak bir başarıdır. Hollanda gibi ya da ülkesinde çay yetişmemesine rağmen dünyaca ünlü çay markaları çıkarıp bundan büyük kazançlar elde eden İngiltere gibi. Sonuç olarak politika üretenlerin konuya bu bakış açısı ile bakması ve ülkenin doğal kaynaklarını ve coğrafi olanaklarını da göz ardı etmeden, tarım sektörü için hem makro hem de alt sektörler düzeyinde kısa, orta, uzun vadeli öncelikleri dikkatle belirlenmiş sadece üretime odaklanmış değil, üretim yanında ticaret, yatırım, bölgesel gelişme ve teknoloji politikalarının bütüncül ve birlikte oluşturulması başarı için elzemdir.

 
 
Bu makale 912 kez okundu