Anasayfa » Medya Haberleri » Yasak kelimeler büyülü şiirler...

Yasak kelimeler büyülü şiirler...

Yasak kelimeler büyülü şiirler...

Yasak kelimeler büyülü şiirler...

Tarih :
Yasak kelimeler büyülü şiirler...

Yazar Nedim Gürsel, İranlı şairlerin izini sürdüğü kitabı ‘Mehdi’yi Beklerken’i ve bir aylık İran yolculuğunu anlattı.

“Piramitlerin Gölgesinde”, “Çıplak Berlin” ve “Bana İtalya’yı Anlat” gibi kitaplarıyla da tanıdığımız yazar Nedim Gürsel, son kitabı “Mehdi’yi Beklerken”de; Sâdık Hidâyet, Füruğ Ferruhzad, Ömer Hayyam, Firdevsî, Hâfız-ı Şirâzî ve Ferîdüddîn Attâr gibi İran edebiyatının unutulmaz şairlerinin ve Pierre Loti gibi İran’dan etkilenmiş batılı yazarların izini sürüyor.

İran elbette klasik ve çağdaş edebiyatıyla, özellikle de şiiriyle dünya edebiyatını da etkileyen bir ülke. Sizin yolculuğunuz da İran’ın bu yönüne merakınızdan mı doğdu?

Çocukluğumdan kalma İran’la ilgili bazı imgelerin dışında, yıllar sonra keşfettiğim ve “Kör Baykuş” adlı romanından çok etkilendiğim Sâdık Hidâyet... Hidâyet, Batı ile Doğu arasında sıkışıp kalmış bir aydın; hem Fransız kültürü ile yetişmiş hem de kendi ülkesinin derin kültürü ile bağ kurabilmiş bir yazar. Kendimi biraz onunla özdeşleştirdim... Bir de tabii hazin bir hayat öyküsü var, Paris’te, benim doğduğum yıl olan 1951’de intihar etmiş. Sadık Hidâyet’in dünyasını da bu yolculuğun dönüşünde araştırdım aslında. Böyle bir yazarın varlığından ve “Kör Baykuş” kitabından haberim vardı elbette, okumuştum. Ve hep merak etmişimdir İran’ın coğrafyasını gördüğüm fotoğraflardan; çok etkileyici bir coğrafya, geniş bir ülke, güç bir coğrafya...

Ömer Hayyam, Firdevsî, Hâfız-ı Şirâzî ve Ferîdüddîn Attâr’ın mezarlarını da ziyaret ediyorsunuz yolculuğunuzda... Klasik şairler ve çağdaş şairlerin İran günlük yaşamında yeri nedir?

İran, klasik şairlerini onurlandıran bir ülke, özellikle Firdevsî’nin mezarı bir anıtkabir gibi, “Şahname”den dizeler duvarlarına yazılmış, Şiraz’daki Hâfız’ın kabri de öyle ve çok kalabalık, her zaman ziyaretçisi var. İran’da şiir günlük hayatın bir parçası ve İslami rejim bu şairleri onurlandırıyor. Ama çağdaş şairlerle uğraşıyor ve yasaklıyor bazılarını. Bu bir çelişki, bence özgürlüğün olmadığı yerde yaratıcılık da olmaz. Biz de bu alanda, giyim kuşamı sözlerimin dışında bırakıyorum ama düşünce ve ifade özgürlüğü alanında İran’a fazla ders verecek durumda değiliz. Sırf kitap yazdı diye üç kez yargıç karşısına çıkan bir yazar olarak söylüyorum bunları. Orada yargılanma ihtimaliniz yok, çünkü sansüre vermek durumundasınız kitabınızı. Sansürden geçerse bir sorun yok, geçmezse de kitap gün ışığına çıkmıyor zaten... Sanki, yazarlar için bir güvence sansür bir bakıma.

İran’da sansür...

Sansür ve denetim kurulundan bahsettiğiniz kısımda çağdaş yazarlardan Şahriyar’ın kitabına da değiniyorsunuz, “dans” sözcüğünün yasak olması sansürün boyutunu gösteriyor elbette...

Şahriyar Mandanipur’un “Bir İran Aşk Romanını Sansür Ederken” isimli kitabı; dört dörtlük postmodern bir roman. Hem yasak sorununa değiniyor, hem de bir sürü ilginç kahraman var. Kitapta bir dönem, filmlerin sansüründen sorumlu birinden söz ediliyor. İran televizyonunda filmleri sansürleyen birisi var ve kör bir molla. Yanındaki ekibin betimlemeleriyle karar veriyor neyi sansürleyeceğine. Ben, herhalde bu bir romancının hayal gücünden kaynaklanan bir durum diye düşündüm, ama araştırdım gerçekten öyleymiş. Şahriyar’ın öyküleri de 1992-1997 yılları arasında yasaklanıyor, hatta gizli polis tarafından bir suikast düzenlenince ülkeyi terk ediyor. Şahriyar’ın romanını okumadan önce de sansür kurulunun müstehcenlik konusunda yazarlara göz açtırmadığını biliyordum ama “göğüs” sözcüğünü kullanmanın, değil çıplak kadın gövdesini, dizkapaklarını betimlemenin bile günah ve suç sayıldığını bilmiyordum. Hele “dans” sözcüğünün tüm kitaplardan çıkarıldığını öğrenmek... Ve evet Şahriyar, “Ağaçlardan dökülen yaprakların dansı” cümlesinin İranlı yazarlar tarafından kurulamayacağını söylüyor.

Kitap ikramı...

Tüm bu sansür uygulamalarına rağmen, insanların birbirlerine şiir kitaplarını ‘ikram’ ettiğini söylüyorsunuz...

Şiirin İran halkının günlük yaşamının bir parçası olduğunu söyledik, bunu destekleyen bir durum bu. Bir kere Hâfız onlar için çok önemli ve ille de eğitimli kesim değil, sıradan insan da Hâfız’ın şiirini, ya da birkaç dizesini ezberden okuyabiliyor. Fal bakıyorlar “Divan”ı açıp, bir beyitin onların geleceğini söylediğine inananlar var. Gerçekten kendi kitaplarını bastıran ve birisiyle tanıştığında onu hediye eden insanlarla tanıştım Tahran’da. Bu güzel bir şey tabii, biz nasıl komşu ziyareti yapıp çay kahve ikram ediyorsak onlar da şiir kitaplarını ikram ediyorlar. Orada kendi kitaplarını bastırmak çok masraflı değilmiş, herhalde bir kâğıt sıkıntısı yok. Çünkü hepsinin birer ikişer şiir kitabı var, bu işin çok fazla masraflı olmadığını söylediler.

 

Kaynak : Cumhuriyet

Benzer Haberler