Anasayfam YapFavorilere EkleHaber Bandı EkleReklamİletişim

30 Bin Kamu Çalışanına Kötü Haber! Ağustos'ta Memura Zam! Torba Yasadan Taşerona İyi Haber! Erken Emeklilik Müjdesi
Özürlü Çocuklara Yönelik Rehabilitasyon ve Özel Eğitim Hizmetleri Çalışması Raporu
Özürlü Çocuklara Yönelik Rehabilitasyon ve Özel Eğitim Hizmetleri Çalışması Raporu
1 Haziran 2012 Cuma 23:20

Özürlü Çocuklara Yönelik Rehabilitasyon ve Özel Eğitim Hizmetleri Çalışması Raporu

Giriş

Bu çalışma, özürlü çocukların rehabilitasyonu ve eğitimi kapsamında, özellikle okul öncesi eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri, bu hizmetleri veren merkezler ve konuya ilişkin dünyadaki farklı uygulamaları kapsamaktadır. Çalışma kapsamında Ankara’da hizmet veren özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine ilişkin mevcut durum ve sorunları konu alan bir alan uygulaması da gerçekleştirilmiştir.

Çalışmanın I. Bölümünde, Türkiye’de özürlü çocukların rehabilitasyonu ve özel eğitimi konusu ele alınarak, tanı ve değerlendirme, yerleştirme ve izleme, erken çocukluk eğitimi, özel özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri uygulamaları, bu merkezlerin denetimi, özel eğitim ve rehabilitasyon da aile hizmetleri, özel rehabilitasyon merkezlerinin fiziksel özellikleri konuları değerlendirilmiştir.

II. Bölümde ise, Ankara’da hizmet veren özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin mevcut durum ve sorunlarını tespit etmeye yönelik olarak gerçekleştirilen alan araştırması yer almaktadır. Alan araştırması kapsamında öncelikle ziyaret edilen özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri hakkında genel bilgiler verilmektedir. Ardından bu merkezlerde tespit edilen yerleştirme, uygulanan programlar, mali sorunlar, denetim, çalışan personel ve ailelere ilişkin sorunlar ortaya konmuştur.

III. Bölümde erken çocukluk eğitimi ve özürlü çocukların rehabilitasyon ve eğitiminde örnek ülke uygulamaları ele alınmıştır. Bu kapsamda Yeni Zelanda, İrlanda, Birleşik Krallık, Almanya ve ABD’deki uygulamalar incelenmiştir. Bu çalışma çerçevesinde, yazılı dokümanlar ve elektronik ortamda yapılan incelemeler sonucunda elde edilen tüm verilerin bu ülkelere ait olduğu tespit edilmiştir. Bu veriler daha çok teorik bilgileri ve mevzuata yönelik genel çerçeveyi içermektedir.

Çalışmanın son bölümü, araştırma boyunca saptanan mevcut duruma ilişkin sorunlara yönelik çözüm önerilerini içermektedir.

1. Bölüm

Türkiye'de Özürlü Çocukların Rehabilitasyonu ve Özel Eğitimi

1.1. TANI VE DEĞERLENDİRME

1.1.1.Tıbbi Tanılama

Özel eğitimde ilk ve temel ilke “tanılama”dır. Özel eğitim hizmetlerine gereksinimi olan bireylerin uygun eğitim programlarına yerleştirilmeleri tanılama süreciyle başlamaktadır. Tıbbi ve eğitsel tanılamalar sonucu özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine gereksinimi olduğu belirlenen özürlü bireyler, özelliklerine uygun eğitsel düzenlemelere yerleştirilirler.

Ülkemizde tıbbi tanılamadan hastaneler sorumludur. Özürlü bireyin tanılanması bazı hastanelerde ekip çalışması sonucunda, bazılarında ise yalnızca doktorlar tarafından yapılmaktadır. Tanılama sonucunda kimi özürlü bireyler hiçbir yönlendirme hizmeti almadan evlerine gönderilmekte, kimileri ise Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’ne, özel eğitim okullarına ya da özel özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarına yönlendirilmektedir. Bu nitelikte yapılan tanılama eğitim önlemlerinin alınması bakımından yetersiz kalmaktadır. Çünkü özürlü bireylerin engeli aynı olsa bile yetersizlikten etkilenme düzeyleri ve bunun bireyler üzerinde yaratmış olduğu olumsuz etkiler farklı olabilmektedir. Buna bağlı olarak özürlü bireylerin eğitim gereksinimleri de değişebilmektedir.

Sorunlar

Özel, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden veya edecek olan özürlü bireyler için eğitsel tanılamayı da içeren sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastanelerde eğitsel tanılamayı yapmaya yetkili personel istihdamı bulunmamasına rağmen, bu görev beklenmekte ve özürlü aileleri bu taleple hastanelerden eğitsel tanılama ve yönlendirme yapılmasını istemektedirler. Bu nedenle yalnızca tıbbi tanılama yapmakla yükümlü olan sağlık personeli ile aileler arasındaki sorunlar nedeniyle zorlanan görevlilerin raporlarda görev alanları ile uygun olmayan eğitsel değerlendirme kararları vermek zorunda kalarak özürlülerin eğitiminde yanlış yönlendirmelere neden olması,
Sağlık kurulu raporları baz alınarak eğitsel yerleştirmelerin yapılması,
Tıbbi tanılama sonuçlarının raporlarda ayrıntılı olarak yer almaması, mental retardasyon (MR), motor mental retardasyon (MMR) gibi genel tanılamaların yaygın olarak kullanılması, neden ve sonuçlarını göz önüne alan tanımlamanın yapılmaması,
Risk ve gelişim geriliğinin erken dönemde belirlenebilmesi için tıbbi tanılama ekibinde yer alan personelin engel grupları hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması,
“Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporu Hakkında Yönetmelik” gereğince verilen sağlık kurulu raporu, Bütçe Uygulama Talimatı gereğince istenen sağlık kurulu raporu yerine geçebilmekle birlikte; Bütçe Uygulama Talimatına göre eğitim yardımlarının ödenmesi için verilen sağlık kurulu raporunun her yıl yenilenmesinin istenmesi,
Aileye tıbbi tanı sonrası yeterli ve anlaşılır açıklamanın ve yönlendirmenin yapılmaması, özellikle genetik tarama gerektiren durumlarda tanılama süreci içerisinde ailenin yönlendirilmemesi,
Tıbbi tanılaması yapılmış her özürlü bireyin hemen eğitsel tanılama için yapılandırılmış merkezlere yönlendirilmemesi,
Erken alınan önlemlerle engellenebilecek özür türlerinin erken tanılaması için genel tarama programlarının eksikliği ya da yaygın olmaması,
Hastane ortamında yapılan psikolojik ve gelişimsel test uygulamaları için uygun ortamın ya da materyalin bulunmamasıdır.

1.1.2. Eğitsel Tanılama

Eğitsel tanılama ise tıbbi ve psikometrik veriler dikkate alınarak, yetersizliğin eğitim sürecini etkilemesi olasılığının belirlenmesi ve bireyin dil, bilişsel, duygusal, sosyal ve motor beceri düzeylerine ilişkin bilgilerin toplanarak bir karara varılması sürecidir.

Eğitsel değerlendirmedeki amaç, bireyi etiketlemek, özel eğitim kurumlarına sevk etmek değil; bireyin eğitsel gereksinimlerini yeterli ölçüde karşılayabilecek kararların alınabilmesini kolaylaştırmak; çocuğun neleri yapıp neleri yapamadığını belirlemek, diğer bir deyişle özel eğitime gereksiniminin saptanmasıdır. Böyle bir değerlendirme sonucunda; birey bir sınıfa dahil edilmemekte ve belirlenen gelişim ve belirli disiplin alanlarındaki eğitsel özelliklerine ya da performans düzeyine göre bireysel ve / veya grup eğitim programlarından yararlanması, uygun eğitim kurumlarına yerleştirilmesi sağlanmaktadır.

Sorunlar

573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve buna dayalı olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nca hazırlanan Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’ndeki eğitsel tanı ve değerlendirme konusundaki düzenlemelerin, alanda çalışan kişilerce tam olarak bilinmemesi,
Yönetmeliklerde eğitsel tanı ve değerlendirmenin nerede yapılacağı yer almakla birlikte uygulamada tanı ve değerlendirmenin gerçekleştirilmesinin hastanelere ve özürlünin yönlendirildiği merkezlerin insiyatifine bırakılması,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde eğitsel tanılama ve değerlendirme süreci için çoklu disipliner yaklaşımlı bir ekibin yapılandırılamamış olması,
Eğitsel tanı, izleme ve değerlendirme sürecinin devamlılığını sağlamak amacıyla özel özel eğitim kurumlarında da benzer bir eğitsel izleme ve değerlendirme ekibinin oluşturulmamış olması,
Eğitsel tanılama sürecinde bireyin tüm gelişim alanlarındaki özelliklerinin saptanabilmesi için gerekli ölçme araçlarının bulunmaması; ailenin ve sosyal çevrenin özelliklerinin göz önünde bulundurulmaması,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde her engel grubuna ve çoklu engele sahip bireylere göre uygun testlerin, değerlendirme materyallerinin ve bu test ve materyalleri uygulayabilecek uzmanların bulunmaması,
Eğitsel tanılama ve değerlendirmede kullanılan formal testlerin periyodik olarak güncelleştirme çalışmalarının zorunlu hale getirilmemiş olması,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde ölçme ve değerlendirme amacıyla kullanılan ortamların ses yalıtımı, ısı, ışık gibi özellikler yönünden uygun fiziksel düzenlemelerin yapılmamış olmaması,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri, özel eğitim kurum ve kuruluşları, hastaneler ve aileler arasında iş birliği ve eş güdümün kurulmamış olması,
Tanı ve değerlendirmenin belirli bir süre içerisinde tamamlanamamasının eğitime başlamada zaman kaybına neden olması,
Bağ-Kur tarafından gelişim ve eğitim yardımının verilmemesi ya da sosyal güvencesi olmayan ailelere bu tip bir yardımın sağlanamaması,
27/07/1973 tarihli ve 7/6913 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı Ve Cenaze Giderleri Yönetmeliği’nce verilen özürlüler için verilen eğitim, gelişim, rehabilitasyon ve tedavi yardımlarının enflasyon oranında arttırılmaması,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ve Sosyal Sigortalar Kurumu arasında iş birliğinin oluşturulmaması sonucu ailelere yapılacak eğitim yardımları için hala sağlık kurulu raporunun isteniyor olması,
Özel özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim gören özürlülerin ailelerine eğitim, gelişim ve tedavi yardımının ödenebilmesi için Maliye Bakanlığının, bireyin eğitimden yararlanıp yararlanamadığını veya yine bu sürede durumunda gelişme olup olmadığının belirlenmesi işlemini eğitsel tanı ve değerlendirmesi yapılan kurum yerine tıbbi tanılama yapan hastanelerden istemesidir.

1.2. YERLEŞTİRME VE İZLEME

Yerleştirme, çocuğun durumu ve düzeyine uygun bir eğitim kurumuna gönderilmesi sürecidir. Yerleştirme, erken eğitim, hastane eğitimi, evde eğitim gibi eğitim programlarının yanı sıra okul öncesi eğitim, temel eğitim ve mesleki eğitimi de içermektedir. Eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi, özel eğitim gereksinimleri belirlenen bireyler için yerleştirme kararını alır. Yerleştirme kararındaki temel amaç, özel eğitim gereksinimli birey için en uygun programı belirlemektir.

Yerleştirme kararı verilen özel eğitim gereksinimli bireylerin izlenmesi belirli aralıklarla yapılmalı ve gerek duyulduğu takdirde uygulanmakta olan eğitim programında değişikliğe gidilmeli ya da yeni eğitim programları geliştirilmelidir. Kurumlara yerleştirilen öğrencilerin izlenmesi, Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde oluşturulan “Eğitsel Tanılama-Değerlendirme, İzleme Ekibi” ile il bazında “Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu” ve kurum düzeyinde “Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Kurulu”nun iş birliği ile yürütülmelidir. Yönetmelikte “öğrencinin kaydettiği gelişmeler kayıt tarihinden itibaren en az üç aylık izleme süreci sonunda raporlaştırılır. Kurumlardaki Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Kurulu; uygun yerleştirilmediği düşünülen öğrenci için doğrudan Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu’na başvurabilir. Rapor uygun bulunursa, Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu, eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi ile iş birliği kurarak yeni değerlendirme sürecini başlatır. En geç bir ay içerisinde Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Kurulu’na sonucu bildirir” denilmektedir.

Her aşamada yapılan tanılamalarda, bireyin eğitsel performans düzeyi belirlenir, gelişim alanlarındaki özellikleri değerlendirilir ve bu değerlendirme sonuçları dikkate alınarak özel eğitim amaçları ve hizmetleri planlanır. Bu sürecin her aşamasında ailenin yazılı onayının alınması gerekmektedir. Aile, yeni bir değerlendirme isteğinde bulunabilir, ancak Özel Eğitim Kurulu’na on beş gün içinde itirazını bildirmek zorundadır.

Yerleştirmenin bireyin engelinden çok özel eğitim gereksinimlerine göre yapılmasına dikkat edilerek, engel durumu normal eğitim kurumlarından yararlanabilecek düzeyde olan bireylerin öncelikle normal eğitim kurumlarına yerleştirilmesi kararının alınması uygun görülmektedir.

Sorunlar

Yürürlükte olan Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin, 573 sayılı Özel Eğitim Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname'ye uygun olarak yeniden düzenlenmemiş olması,
Yönetmeliklerin tam olarak bilinmemesi ve uygulayıcılar arasında görüş birliğinin oluşamaması nedeniyle uygulamada sorunlar ve yanlışlıklar yapılması,
Özel eğitim ve rehabilitasyon kurum ve kuruluşlarının açılış izinlerini farklı merkezlerden almaları nedeniyle, yerleştirme ile ilgili uygulamalarda Milli Eğitim Bakanlığı ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu arasında iş birliği ve eş güdümün sağlanamaması,
Grup eğitimi alması uygun görülen özürlü bireylerin yerleştirilmelerinde, özel eğitim gereksinimlerine ve performans düzeylerine özen gösterilmemesi,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nce kaynaştırma eğitiminden yararlanması uygun görülen özürlü bireylerin sınıfların kapasitesine, fiziksel donanımlarına, eğitim ortamlarına, personel sayılarına ve niteliğine dikkat edilmeden yerleştirilmeleri,
Özürlülere hizmet veren tüm kurum ve kuruluşların sayısı, hizmet verdiği engel grubu, niteliği ve kapasitesi hakkında bilgi akışının gerekli merkezlere düzenli olarak aktarılmaması,
Kaynaştırma programına yerleştirme kararı alınan bireylerin yerleştirildikleri eğitim merkezinde/okulundaki eğitimcilerin konu ile ilgili bilgilendirilmemeleri ve gerekli destek hizmetlerin verilmemesi,
Özel eğitimden ve destek hizmetlerden yararlanacak özürlü bireyler için resmi özel eğitim okullarının/rehabilitasyon merkezlerinin ve nitelikli özel özel eğitim kurumlarının sayılarının yetersiz olması,
Kaynaştırma okullarına yerleştirilen ve ayrıca özel özel eğitim kurumlarında destek eğitim alan bireyler için Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile kurumlar ve okullar arasında gerekli iş birliği ve eş güdümün sağlanamaması,
Tüm özürlü bireylere hizmet veren kurum ve kuruluşlara yerleştirilen özürlü bireylere yönelik izleme ve değerlendirme ölçütlerinin ve hizmetlerin yetersiz olmasıdır.

1.3. ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİ

1.3.1.Okul Öncesi Dönemi Özürlü Çocukların Özellikleri

Okul öncesi eğitim çocukların en hızlı öğrendikleri dönem olan 0-6 yaş dönemini kapsamaktadır. Çocuklar bu dönemde daha hızlı ve kalıcı bir şekilde öğrenirler. Bu dönemde çocuk, çevresindeki kişilere, olaylara ve ortamlara, kendine özgü duyuş, düşünüş ve davranış biçimlerinden faydalanarak uyum sağlayabilir. Yani çocuk bir yandan kendi varlığının bilincine varırken, öte yandan toplumun ondan neler beklediğini, kendisinin topluma neler verebileceğini (nasıl katkıda bulunabileceğini) öğrenebilir. Çocuk bu dönemde içinde yaşadığı toplumun gelenek ve göreneklerini öğrenebilir ve uygun davranışları geliştirebilir. Kendi yaşamını kolaylaştıracak ve toplumda daha bağımsız yaşayabilmesini sağlayacak günlük yaşam ve öz bakım becerileri de bu dönemde kazanılmaktadır.

Çocuklar davranışları, duygu ve düşünceleri ile gelişim özellikleri bakımından yetişkinlerden farklı, değişime yenileşmeye açık son derece alıcı kendilerine özgü varlıklardır. Erken dönemde uyarıcılarla karşılaşmaları için uygun eğitim ortamlarının sağlanması son derece önemlidir. Yapılan araştırmalara göre 17 yaşına kadar olan zihinsel gelişmenin% 50’sinin 4 yaşına, % 30’unun ise 4 yaşından 8 yaşına kadar oluştuğu, 18 yaşına kadar gösterilen okul başarılarının % 33’ünün 0-6 yaşına kadar aldıkları eğitime bağlı olduğu görülmüştür

Özürlü yada özürlü olma riski olan bebekler okul çağına kadar evde bakıldıkları için gereksinimleri toplumun gözünden kaçmakta, aileler tüm bakım ve ilgilerine rağmen tıbbi gereksinimleri dışındaki ihtiyaçlarını karşılayamamaktadırlar. Dolayısıyla evde bakım ve sağlık dışında hizmet verilmemekte, bebeklerin gelişmeleri beklenmektedir. Bu bebekler okul çağına geldikleri zaman yetersizlikleri iyice belirginleşmekte ve yaşıtlarıyla aralarındaki fark iyice artmaktadır. Bu bebeklerin okula hazır olmalarını beklemek yerine, onları okula hazır hale getirebilmek için erken eğitim programları hazırlanmakta ve bunlar yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Özürlü çocukların temel becerileri kazanmasında, sosyal kabul görmede okul öncesi eğitimin önemi büyüktür. Bu konuda yapılan araştırmalarda okul öncesi dönemde kaynaştırma programlarına katılan özürlü çocukların daha sonraki yıllarda topluma uyumunu kolaylaştıracak temel iletişim becerilerini kazanma fırsatı bulabildikleri görülmüştür.

Bu dönemde verilen eğitim basit, yalın ve çocukların anlayabileceği şekilde (seviyelerine uygun olarak) planlanır ve uygulanır. Eğitimin temel amacı, bireylerin içinde yaşadığı topluma dengeli bir şekilde uyum sağlamasıdır. Bu genel amaçtan yola çıkılırsa, okul öncesi eğitimin; çocuğun bedensel, ruhsal, bilişsel ve sosyal gelişimini sağlayarak, ileriki yıllarda uyumlu bir yaşam sürmesi için gerekli olan temelleri sağlıklı bir şekilde oluşturmayı amaçlamaktadır.

Okul öncesi eğitimde, çocuğun bir yandan doğuştan getirdiği yetenek ve özellikler geliştirilerek kendini gerçekleştirmesi sağlanırken, diğer taraftan topluma verimli ve üretken bir şekilde katılımı güvence altına alınmış olur. Özürlü çocukların ise bu eğitimden faydalanmaları bu çocuklarda öz bakım ve günlük yaşam becerilerinin kazanımı yanında, paylaşma, yardımlaşma, işbirlikçi davranış ve sorumluluk duygusunun kazandırılması gibi sosyal becerilerin de öğretilmesi açısından önemli görülmektedir.

Erken dönemde eğitimin özel gereksinimi olan çocuklara etkileri ile ilgili araştırmalar incelendiğinde; erken çocukluk eğitimi programlarına katılan bebeklerin katılmayanlara göre gelişimlerinin hızlandığı, bilişsel, sosyal ve dil becerilerinde artış olduğu, hatta fiziksel gelişimlerinin bile farklılaştığı görülmektedir. Böylece yaşamın ilk yıllarında verilen programlı ve sistematik bir destekle çocukların tüm kapasiteleri ortaya çıkarılabilmekte ve temel eğitim için alt yapı hazırlanmış olmaktadır.

Ülkemizde özel eğitim çalışmaları genellikle okul çağı çocuklarını kapsamakta, 6 yaştan küçük özürlü/riskli bebekler ve çocuklar için gerekli önlemler alınamamaktadır. Çok sınırlı sayıda olan erken eğitim programları birkaç üniversitede genellikle gelişim takibi şeklinde yapılmakta, pek çok aile bu programlara ulaşamamaktadır. Böylece çocuklar okul çağına geldiğinde yaşıtlarıyla aralarındaki fark daha da açılmaktadır. Bu çocuklar okul yaşamlarında da başarısız olmaktadırlar.

Erken çocukluk eğitiminin temel amacı, her çocuğun gelişiminin kendi koşullarında en yüksek düzeye ulaştırmak ve güçlendirmektir. Okul öncesi programlar ise, çocukların bireysel farklılıklarını göz önünde bulunduran ve bu farklılıkları müfredatla bağdaştırabilen programlardır (Bkz. EK.1: Milli Eğitim Bakanlığının uyguladığı 3-6 yaş Okul Öncesi Eğitimi Programı). Okul öncesi programlarda ilköğretim programlarından farklı olarak, derslerden çok duyusal keşifler, ifade becerileri ve aktif katılım önemlidir. Bu programlarda öğretim ürünlerinden çok öğretim sürecine önem verilir. Öğretmen tüm bunların gerçekleşmesi için çocuklara fırsatlar verir ve özel eğitim gereksinimi olan çocuklarla diğer çocuklar arasındaki etkileşimi güçlendirir. Programların dışında anaokulu dönemindeki kaynaştırmayı önemli kılan başka faktörler de vardır. Okul öncesi dönemdeki çocuklar doğal, açık, samimi ve meraklıdırlar. Birbirlerine ön yargı olmadan yaklaşırlar. Spontan arkadaşlıklar kurarlar, soruları doğal bir meraklılığı gösterir, samimi cevap verildiğinde farklı olan arkadaşlarını kolayca kabul ederler. Onların bu özellikleri özel gereksinimli akranları ile daha kolay etkileşimde bulunmalarına ve sosyal entegrasyona yardımcı olur.

Ayrıca erken bir dönemde birlikte eğitim almak özel gereksinimli bireylerin kendilerini farklı hissetmelerini ve buna bağlı uyumsal davranış sorunlarının oluşmasını da engelleyecektir. Tüm bunlar okul öncesi kurumların ve okul öncesi programlarının entegrasyon sürecindeki önem ve gerekliliğini göstermektedir.

1.3.2. Erken Çocukluk Eğitimi Programları

Özel eğitim kapsamı içindeki bireylerin, toplumun üretken bireyleri olabilmesi, topluma kazandırılması ve yaşam kalitelerinin yükseltilmesi erken dönemde uygun eğitim programlarına yerleştirilmeleri ile mümkündür.

Özürlü bireylerin topluma tam katılımlarını sağlayabilmek için ayrı, sınırlı, yapılanmış özel programlar geliştirip uygulama yerine, normal akranları ile aynı eğitim ortamlarından yararlanarak, durum ve özelliklerine uygun Bireyselleştirilmiş Eğitim Programları (BEP) ile yetiştirilmelerini sağlayacak düzenlemelere gidilmesi temel yaklaşım olarak benimsenmelidir.

Uygun eğitim; bireyin ve ailenin bireysel ihtiyaçlarını ve ilişkili faktörleri içine alacak şekilde tanımlanmış eğitimdir. Uygun eğitim, bireyin tüm gereksinimlerini; konuşma ve dil gelişimi, fiziksel gelişimi, bilişsel gelişimi, sosyal ve duygusal gelişimi, öz bakım becerilerinin gelişimini; mesleki gelişimini sağlayacak şekilde planlanır. Bu planlama sürecinde birey ve ailesinin iletişim modeli, çocuğun lisan seviyesi, iletişim yetenekleri, çocuğun sosyal becerileri, kişiliği, duygusal durumu, eğitimsel yetenekleri, aile durumu, ailenin gereksinimleri ve çocuğu için eğitimsel hedefleri gibi ilişkili faktörler dikkate alınır.

Etkili bir erken çocukluk eğitiminin hedefleri şöyle sıralanabilir:
Temeli okuma yazma ve diğer etkileşim yetenekleri olan dinleme, konuşma ve oynama aktivitelerinin gelişimini sağlama
Çocukların duygularını ifade edebilmelerinin gelişimini sağlama
Çocuğun kelime dağarcığını geliştirme
Çocuğun kendileri ile ilgili olumlu duygularını geliştirme ve öğrenme becerilerini geliştirme
Karar verme becerilerini geliştirme
Çocuklara çevrelerindeki dünyayı algılama ve anlama fırsatları sağlama

1.3.2.1. Kurum Merkezli Erken Çocukluk Eğitimi

Araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların büyük bir kısmının yetişkinlikte bireyin kişilik yapısını, tavrını, alışkanlıklarını, inanç ve değer yargılarını biçimlendirdiğini göstermektedir. Doğumdan sonra aile bireyleriyle sıkı duygusal bir iletişim içinde bulunan çocuk üçüncü yaşına doğru yaşıtlarıyla bir araya gelme, oyun gruplarına katılma ihtiyacı duyar. Çocuk kendini kabul ettirmeyi, paylaşmayı, başkalarını kabul etmeyi, haklarını korumayı ve başkalarının haklarına saygıyı bu grup oyunlarında öğrenir. Böylece ben merkezli dünyadan sosyal yönelimli bir duyarlılığa geçer.

Çocuğun bütün bu yeteneklerini geliştirebileceği ortamları da okulöncesi eğitim kurumları sunar ve çocuğun bütün bu gelişimlerine katkıda bulunur.

Okulöncesi eğitim 0-72 ay çocuklarının gelişim düzeylerine ve bireysel özelliklerine uygun zengin uyarıcı çevre imkânları sağlayan onların bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişmelerini destekleyen kendilerini toplumun kültürel değerleri doğrultusunda en iyi biçimde yönlendiren ve ilköğretime hazırlayan temel eğitim bütünlüğü içerisinde yer alan bir eğitim sürecidir.

0-6 yaş dönemindeki çocuklara hizmet veren kurumlar (0-2 yaş kreş) (2-4 yaş Yuva) (4-6 Anaokulu) (6 yaş Anasınıfı) (0-6 yaş kreş ve gündüz bakımevi) vb. gruplanabilir. Bu kurumlar Eğitim, Çalışma ve Sağlık Bakanlıklarının sorumluluğunda faaliyet gösterirler. Eğitim faaliyetinden kurum öğretmeni sorumludur. Belirlenen plân ve programlar doğrultusunda uygulamalar yürütülür. İzlenen programlara göre gün içinde bazen öğretmen, bazen çocuk, bazen her ikisi de etkin olur.

Ailenin çocuk eğitimine katkısı kabul edilmesine rağmen bu programlarda çoğu kez uygulamaların dışında kalır.

Kurum merkezli erken çocukluk eğitimi konusunda SHÇEK tarafından “Erken Çocukluk Gelişimi Destekleme Projesi” adı altında bir proje yürütülmektedir (EK.2).

1.3.2.2. Aile Merkezli Erken Çocukluk Eğitimi

Erken yaşta gelişmeyi önleyen elverişsiz ortamlar toplumsal eşitsizlikleri güçlendirmektedir. Elverişsiz ortamda büyüyen çocuklar çevrenin olumsuz şartlarından hızlı etkilenir ve kendilerinden daha iyi konumdaki çocukların gerisinde kalırlar. Kurum merkezli erken çocukluk eğitim programlarının yeterince başarılı olamamasının nedeni olarak ailelerin çocuklarıyla yeterince ilgilenmemeleri çocukları iyi eğitim veremedikleri düşüncesi ana baba eğitim programlarının geliştirilmesini ihtiyaç duyurmuştur. Bu uygulamalar daha çok ana babalara çocuk bakım ve eğitimi konusunda bilgiler veren kurslar düzenleme ve bu kurslara ana baba adayların, ana babaların katılımının sağlanmasıdır. Aile katılımındaki ilk hedef ana-baba eğitimidir. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük bölgelerde bu ihtiyaç daha da artmaktadır.

Aile merkezli bu programlar çocuğun çevresine destek vermeyi amaçlar. Çocuğun bakımı ve gelişimini üstlenen kişileri çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda aydınlatır ve bilgi aktarır. Dolayısıyla bu programlar ana babaları ya da bu rolü üstlenmiş kişileri aydınlatır. Çocuğun gelişiminde etkin kılar. Diğer bir deyişle aile merkezli erken çocukluk eğitimi direkt çocuğa sunulan bir eğitim olmayıp ev ortamını hazırlayarak çocuğun tüm gelişimini etkileyecek kişilere yöneliktir.

1.3.2.3. Okul Öncesi Eğitiminde Entegrasyon

Eğitim çağındaki özel gereksinimi olan bireylerin büyük çoğunluğunun orta derecede yetersizliğe sahip olmaları nedeniyle, akran gruplarından ayırmadan, onlarla birlikte, ancak kendi performans düzeyleri ve yeteneklerine göre bireysel eğitim programları ve destek hizmetler sağlanarak entegrasyon programından yararlandırılmaları uygundur.

Entegrasyon; özel gereksinimi olan bireylerin, gereksiniminin tipine, derecesine ve kullanılacak kaynakların tanıdığı olanaklara bağlı olarak, mümkün olduğunca normal okul programlarına yerleştirilmeleri ve yaşıtlarıyla eşit eğitim koşullarında birlikte eğitilmeleri süreci olarak da tanımlanabilir.

Özel gereksinimi olan çocuğun gereksiniminin türü, derecesi ve sahip olduğu uyumsal davranış repertuarı çok önemli olmakla birlikte, özürlü çocukların entegrasyon programına alınmaları için en uygun dönem okulöncesi yıllarıdır.

Araştırmalar göstermektedir ki; okulöncesi dönemde entegrasyon, özürlü ve normal gelişim gösteren çocukları pozitif tutumlar, etkileşim ve öğrenme yönünden olumlu yönde etkilemektedir. Her iki gruptaki çocuk da bu ortamda olumlu tutumlar geliştirmekte ve sosyal etkileşime girmektedir. Özel gereksinimi olan çocuğun dil gelişimi artmakta ve beceri gelişimi hızlanmaktadır. Çocuğun gelişimi açısından kritik yıllar olarak adlandırılan okulöncesi yıllarında, bir okulöncesi eğitim kurumuna devam eden özürlü çocuk; akranları arasında, öğrendiği yeni davranışları uygulama fırsatı bulabilecek, uygun sosyal davranışları geliştirmek için öğretmen ve akranlarını model alarak, toplumda bağımsız yaşam için gerekli becerileri geliştirebilecektir. Özel gereksinimli çocuk, entegre bir okulöncesi eğitim kurumunda potansiyelini azami olarak kullanabileceği, onu mücadeleye sevk eden modellerle bir arada olarak özel eğitim okulundan çok daha fazla ilerleme kaydedebilecek, akranları ile birlikte çeşitli etkinliklerde bulunduğu için kendine olan güveni artacak ve daha geniş bir topluluğa ait olarak olumlu benlik kavramı geliştirebilecektir.

Özel gereksinimli çocuğun, entegrasyon programına dahil edilmesi için, öncelikle ayrıntılı olarak değerlendirilmesi yani var olan performansının belirlenmesi ve onun için en az kısıtlayıcı eğitim ortamının ne olduğuna karar verilmesi gerekmektedir. Bu, normal gelişim gösteren çocuklarla sadece oyun bahçesini paylaşmadan tüm gün aynı sınıfı ve etkinlikleri paylaşmaya kadar giden farklı entegrasyon düzeylerinde olabilmektedir.

Herhangi bir düzeyde entegre olmasına karar verilen çocuğun ve normal gelişim gösteren çocukların entegrasyona hazırlanması ise dikkat edilmesi gereken diğer bir noktadır. Bu hazırlık; özürlü çocuğun sosyal ve akademik beceriler yönünden belli bir düzeye getirilmesini, normal gelişim gösteren çocukların ise özürlü çocuğu sosyal kabulleri ve olumsuz tutumlarını değiştirebilmeleri için bilgilendirilmelerini içermektedir. Zira, çocuklar arasında etkileşimi teşvik etmeyi amaçlamayan entegrasyonun başarısından söz edilemez. Normal gelişim gösteren çocuklarda tutum değiştirme çalışmalarında ise özürlü çocuklar ile ilgili filmler, hikaye kitapları, grup tartışmaları ve özürlü çocuklara ilişkin canlandırmalar etkili olmaktadır.

Başarılı bir entegrasyon için tüm bunlara ek olarak, öğretmenin, özel gereksinimli çocuklar ve entegrasyonları ile ilgili olumlu tutum, bilgi, beceriye sahip ve bu konuda istekli olması çok önemlidir.

Özürlü ve normal gelişim gösteren çocukların ailelerinin de entegrasyon için hazırlanması gerekmektedir. Bu, özellikle sürece verecekleri katkı açısından büyük önem taşımaktadır.

Bunların yanı sıra, özel gereksinimli çocuğun entegrasyon öncesi ve süresince bireysel olarak desteklenmesi gereklidir. Çocuk, birlikte olduğu akranlarının düzeyinde kalabilmesi ve özel yardıma gereksinim duyduğu becerileri kazanabilmesi için düzenli ve sistemli olarak destekleyici eğitim almalıdır. Bu destek, çocuğun gereksinimine uygun bir uzman tarafından okul içindeki politikalar, uygulamalar, sınıf aktivitelerindeki planlamalar, roller, sorumluluklar, bireysel karakter ve güçler düzeylerinde kaynak odada, özel eğitim merkezinde ya da Rehberlik Araştırma Merkezi’nde sağlanmalıdır. Ancak bu çalışmalar sırasında, çocukla ilgilenen diğer personele de danışılmalı ve onlarla işbirliği yapılmalıdır.

Entegre okulöncesi eğitim programı planlanırken bazı önemli noktalara dikkat edilmelidir. Program planlanırken gruptaki çocukların sayısı sınıfın büyüklüğüne göre belirlenmelidir. Sınıftaki özürlü ve normal gelişim gösteren çocukların durumuna göre, eğitim ortamının düzenlenmesi yoluna gidilmelidir. Sınıfın alanının (sınıf büyüklüğü ve yerleştirilmesi açısından), mobilyaların, malzeme ve araç gereçlerin hem özürlü hem de normal çocukların gereksinimlerine uygun şekilde planlanması uyarlama ve ilavelerin yapılması gereklidir. Düzenlenen çevre, çocukların deneyimlerini geliştiren ve genişleten nitelikte olmalıdır.

Etkinlik programının düzenlenebilmesi için özürlü ve normal çocukların seviyelerinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü çocuklar aynı etkinlikte kendi seviyelerinde deneyim kazanmaktadırlar. Dolayısıyla program etkinliklerinin de her düzeydeki çocuğun katılabileceği şekilde dizisel olarak basamaklandırılması ve çocuklardan seviyelerine uygun bir katılım beklenmesi gerekmektedir. Örneğin; Dramatik oyun etkinliği planlanırken çocukların katılım seviyeleri şu şekilde olabilir: (Düşükten Yükseğe)

1.Bir nesne ile kendi başına oynar, giysileri giyer.
2.Akranlarının yakınında oynar.
3.Diğer bir çocuğun oyununda pasif rol alır.
4.Akranlarıyla birlikte, ancak etkileşim kurmadan paralel oyun oynar.
5.Nesneleri ya da koşulları paylaşarak, sözel ya da sözel olmayan etkileşimde bulunarak kooperatif oyun oynar.
6.Rol alarak dramatik oyuna katılır.
7.Çocuklarla bir dramatik oyun başlatır.

Ayrıca eğitim programı esnek, yani çocukların o anki ilgi ve gereksinimlerine göre gerekli uyarlama ve değişikliklerin yapılabileceği nitelikte olmalıdır. Ancak etkinliklerin çocukların tahmin edebileceği belirli bir sırası da olmalıdır. Bu durum esneklik görüşü ile çelişkili gibi görünmekle beraber çocukların etkinliklerin sırasını bilmesi kendilerini rahat hissetmeleri bakımından önemlidir.

Etkinlikler arası geçişler, çocukların ilgisini çekebilecek nitelikte planlanmalıdır. Bunun yanında etkinlikler, çocukların zevk alacağı eğlenebileceği şekilde düzenlenmelidir. Çocuklardan bir ürün oluşturmaları (tamamlamaları) beklenmemeli, etkinlikten zevk almaları ve o etkinlik sırasında kendilerini rahat hissetmeleri sağlanmalıdır. Yetenekleri önemsenmeden çocukların tüm çabaları ödüllendirilmelidir.

Özel gereksinimi olan çocukların okulöncesi dönemde normal sınıflara dahil edilmesi büyük bir zorunluluktur. Ancak, başarılı bir entegrasyon için yukarıda belirtilen koşulların dikkatle bir araya getirilmesi ve ilgili organizasyonların konunun uzmanı ve konu ile ilgili gelişmeleri takip eden profesyoneller tarafından yapılması gerekmektedir.

Entegrasyonun önemli bir gereği olarak kaynaştırma öğrencisine ve öğretmenine destek özel eğitim hizmetleri sağlanmalıdır. Bunlar (a) kaynaştırma sınıfı öğretmenine danışmanlık yapılması, (b) kaynaştırma öğrencisine gerekli durumlarda kaynak odada ek eğitim verilmesi, (c) kaynaştırma sınıfında yardımcı öğretmenlik ve benzeri destek sağlanmasıdır.

Sorunlar

MEB ve SHÇEK’e ait yönetmeliklerde özürlü bireylerin özellikleri öğrenme yeterlilikleri ve öğrenme hızları dikkate alınarak hazırlanacak ve uyarlanacak programlar için gerekli formatların ve uygulama kriterlerinin olmaması,
MEB’ na ait mevcut genel programların özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim ihtiyaçlarına göre uyarlanabilir nitelikte olmaması,
Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı hazırlanırken ailenin gereksinimlerinin dikkate alınmaması, ailenin bilgilendirilmemesi ve bunun sonucunda ailenin eğitime etkin katılımının sağlanamaması,
Üniversitelerde yapılan akademik çalışmaların, kurumların uygulamalarına yansıtılamaması,
Gelişim geriliği ve özürlü olma riski bulunan bebekler ve çocuklar ve aileleri için erken eğitim programlarının bulunmaması ve yaygınlaştırılmamış olması,
Kaynaştırma yapılacak kurumların, eğitim ortamı, mimari ve personel düzenlemeleri ile kaynaştırmaya uygun hale getirilmemiş olması,
Özel eğitim gerektiren bireylere hizmet veren eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin binaların konumu, ulaşılabilirliği ve yapısal durumunun özürlü bireylerin gereksinimlerine uygun olmaması,
Eğitim programlarının engel gruplarına göre bireyselleştirilememesinin, yerleştirme işlemleri sürecinde aksaklıklara neden olması,
Kaynaştırma yapılacak kurumlar, özel eğitim kurumları ve Rehberlik ve Araştırma Merkezleri arasında kurumlara yapılacak yerleştirme sırasında gerekli iş birliğinin yapılmayışı ve bunun çocuğun program işleyişini aksatması,

1.4. ÖZEL ÖZEL EĞİTİM ve REHABİLİTASYON MERKEZLERİ UYGULAMALARI

Özürlü bireylere götürülen eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinde son yıllarda hem resmi hem de özel özel eğitim kurumlarının açılmasında ve bu merkezlerde uygulanan eğitim ve rehabilitasyon programlarında önemli bir artış olmuştur. Ancak, bu gelişmelerde ciddi yetersizlikler göze çarpmaktadır.

Özel eğitim ve rehabilitasyon programları uygulayan özel özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarının bazıları Milli Eğitim Bakanlığı'ndan (MEB) bazıları ise Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’nden (SHÇEK) açılış izini alan özel kurumlardır. Bu iki kurumdan açılış izni alarak faaliyet gösteren özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarının verdiği hizmetlerin temelde aynı olduğu gözlenmektedir.

1.4.1. Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Olarak Verilen Hizmetler

Özürlü bireylere yönelik rehabilitasyon ve eğitim, Milli Eğitim Bakanlığı’nca da sürdürülmektedir. Bakanlık, bu hizmetleri, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü ile Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü eliyle yürütmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü

Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak açılan özel özel eğitim okulları, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununa tabidir. Bu okullar, diğer özel öğretim kurumları (kolejler, özel ilköğretim okulları vb..) ile yasal olarak aynı statüde görülmektedir. Bu durum uygulamada ve denetimde sorunlara neden olmaktadır. Oysa özel eğitim kurumlarının donanımlarının ve özelliklerinin engel grubunun özelliklerine göre değişiklik göstermesi gerekir. Bu nedenle açılışta ve denetimde aranacak özellikler de özel eğitim kurumlarına göre farklılıklar göstermelidir.

Ağustos 2003’te 2551 sayılı Tebliğler Dergisinde yayınlanan Özel Özel Eğitim Okulları Çerçeve Yönetmeliği (EK.3) ve Özel Özel Eğitim Kursları Tip Yönetmeliği’ne (EK.4) göre okullarda seanslık eğitim de verilmektedir

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan açılış izni alan özel özel eğitim kurumlarında, özel öğretim kurumlarına ait “Özel Öğretim Kurumlarına Ait Standartlar Yönergesi”nde (EK.5) belirtildiği gibi resmi benzeri okullarda uygulanan ilgili yönetmelik ve müfredat programlarına bağlı olarak eğitim programları uygulanmaktadır

Bakanlığa bağlı olarak açılan ve zihinsel özürlülere yönelik faaliyet gösteren 44 özel kursta 4000 özürlü öğrenciye eğitim hizmeti verilmektedir.

Okul öncesi eğitime bakıldığında ise, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 34 Özel Eğitim okulunda 34 okul öncesi dersliği bulunduğu görülmektedir. Bu dersliklerin kapasitesi 10 kişidir.

0-3 yaş okul öncesi grubuna eğitim veren 2 tip kurum bulunmaktadır:

1.Okullar: Tam gün ve günde en az 6 saat eğitim verilmektedir.
2.Kurslar: Seans hizmetleri verilmektedir.

Özel eğitim kurumları ücretlerini kendileri belirlemektedir. Mayıs ayında, bu ücretleri gazetede yayınlamak zorundadırlar.

Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün görevleri 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunla belirlenmiştir. Bununla birlikte özel eğitim ve rehberlikle ilgili hususlar Anayasa ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununda da yer almıştır.

Anayasanın 42. maddesinde;

"Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır." hükmü,

1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 8. maddesinde; "Özel eğitime ve korunmaya muhtaç çocukları yetiştirmek için özel tedbirler alınır." hükmü,

Aynı Kanunun 6. maddesinde de; "Yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılır." hükmü yer almaktadır.

3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 23. maddesinde de Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün görevleri;

a) Özel eğitim sınıfları, özel eğitim okulları, rehberlik ve araştırma merkezleri, iş okulları ve iş eğitim merkezleri ile aynı seviye ve türdeki benzeri okul ve kurumların eğitim, öğretim ve yönetimi ile ilgili bütün görev ve hizmetlerini yürütmek,

b) Okul ve kurumların eğitim ve öğretim programlarını, ders kitapları ile eğitim araç ve gereçlerini hazırlamak ve Talim ve Terbiye Kurulu'na sunmak, şeklinde belirlenmiştir.

Ayrıca, 06.06.1997 tarihli mükerrer 23011 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan “573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname” ile özürlülere ilişkin özel eğitim esasları belirlenmiştir (EK.6). MEB, Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği kapsamında okullarda eğitim programlarını uygulamaktadır. (EK.7).

Okullarda, okul öncesi sınıflarda ve diğer anaokullarında öğrenci sayısının 1/10’u kadar zihinsel özürlü, eğitilebilir zihinsel özürlü ve gelişim geriliği olan çocukların bulunması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu dönem çocukların kaynaşması çok daha kolaydır. Ana sınıfı öğretmenleri bu konuda oldukça donanımlıdır. Bu okullarda program içeriği okul dönemine hazırlayıcı da olduğundan özürlü çocukların eğitimine çok uygundur. Bu dönemde kaynaştırmanın çok daha başarılı olduğuna ilişkin veriler bulunmaktadır. Ancak genel olarak okul öncesi dönemde okullaşma oranı %5’dir.

Özürlü çocuklara hizmet veren okullarda, gelen talebe göre ana sınıfı açılmaktadır. Ancak bu okullar yatılı olduğundan talep azdır. Ankara’da Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler İlköğretim Okulu’nda 4 yaştan itibaren çocuklara yönelik eğitim verilmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kuruluşlar farklı yönetmeliklere göre açılmakta ve faaliyet göstermektedir. Özel ilköğretim okulları için yaş sınırı 6 - 14(+2) şeklinde belirlenirken, Kurslar tip yönetmeliğinde yaş sınırı bulunmamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel özel eğitim kurumlarında ise yaş sınırı 0-6 yaş olarak belirlenmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın resmi okullarında eğitim programı hazırlama ya da var olan eğitim programlarını, özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim ihtiyaçlarına göre uyarlama konusunda öğretmenlerin büyük bir kısmının yeterli bilgi ve beceri ile yetiştirilemediği görülmektedir. Özel eğitimde görev alan öğretmenlerin büyük bir çoğunluğu genel eğitim alanından gelmektedir. Özel eğitim alanında yeterli bilgiye sahip olmadıkları için de hazırlanacak programların özellikleri ve amaca uygun olarak uyarlanması konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar.

Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki mevcut eğitim programları öğrencilerin eğitim gereksinimlerini karşılamakta yetersiz kalmakta ve programların öğrenci merkezli bir anlayışla hazırlanmadığı gözlenmektedir. Mevcut eğitim programları ile çocuğa bilgi yüklenmesinden öteye geçilememekte bireyin yaşama hazırlanması sağlanamamaktadır. Programlar öğrenci merkezli hazırlanmadığı için de özel gereksinimli bireylere uyarlanmasında güçlük çekilmektedir.

1.4.2. SHÇEK’e Bağlı Olarak Verilen Hizmetler

Korunmaya, bakım veya yardıma muhtaç aile, çocuk, sakat, yaşlı ve diğer kişilere götürülen sosyal hizmetlere ve bu hizmetleri yürütmek üzere kurulan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü'nün görev, yetki ve sorumlulukları ile faaliyet ve gelirlerine ait esas ve usuller, 27.05.1983 gün ve 18059 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile düzenlenmiştir.

Bu kapsamda SHÇEK kendi bünyesinde kurduğu kurumlarda özürlülere yönelik faaliyetlerini sürdürürken, diğer yandan özel rehabilitasyon merkezlerinin de açılış izinlerini vermekte ve denetimlerini gerçekleştirmektedir. SHÇEK Genel Müdürlüğü’nden açılış izni alarak faaliyetlerini sürdüren özel rehabilitasyon merkezleri aşağıdaki yönetmelik hükümleri doğrultusunda çalışmaktadır.

1.21.03.1986 tarih ve 19054 sayılı Spastik Çocuklar Özel Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği (EK.8).
2.13.02.1988 tarih ve 19724 sayılı Zihinsel Özürlüler Özel rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği (EK.9).
3.06.02.1994 tarih ve 21841 sayılı İşitme Konuşma Özürlüler Özel Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği (EK.10).

Ağustos 2004 tarihi itibariyle SHÇEK Genel Müdürlüğünden açılış izni alan rehabilitasyon merkezlerinin dağılımına bakıldığında, 424 Zihinsel Özürlüler Özel Rehabilitasyon Merkezi, 7 Spastik Çocuklar Özel Rehabilitasyon Merkezi, 45 Özel İşitme Konuşma Özürlüler Rehabilitasyon Merkezi bulunduğu görülmektedir. Bu 476 özel rehabilitasyon merkezinde toplam 28.381 özürlüye hizmet verilmektedir.

Özel rehabilitasyon merkezlerindeki devlet yardımının çeşitlenmesine koşut olarak, özel sektörün alanda ağırlığı önemli ölçüde artmıştır. Özel rehabilitasyon merkezleri açmak isteyen özel ve tüzel kişilere, SHÇEK tarafından açılış aşamasında gerekli rehberlik ve danışmanlık hizmeti yapılarak ilgili mevzuat dahilinde açılış izni verilmektedir.

Özel Rehabilitasyon Merkezlerinin işleyişi, fizik koşulları, personel ve özürlü durumları SHÇEK Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı Müfettişleri ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri tarafından denetlenmektedir.

Özel Rehabilitasyon Merkezleri hizmetin kalitesini yükseltmek amacıyla SHÇEK Genel Müdürlüğünce “Çerçeve Rehabilitasyon Programları” hazırlanmakta ve merkezin fiziki koşulları ve personel durumuna ilişkin standartlar belirlenmektedir.

İlgili Mevzuat
2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu

27.5.1983 tarih ve 2828 sayılı SHÇEK Kanunun 30.05.1997 tarih ve 572 Sayılı KHK ile değiştirilen mesleki rehabilitasyon ve mesleki eğitim ile ilgili maddesi aşağıda verilmiştir:

Madde 9 / b bendi -"... özürlü ve yaşlıların tespiti, bunların korunması, bakımı, yetiştirilmesi ve rehabilitasyonlarını sağlamak üzere gerekli hizmetleri yürütmek ..."
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Özürlülerin Tespiti, İncelenmesi, Bakım ve Rehabilitasyonuna Dair Yönetmelik

2828 Sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanan ve 19.08.1993 tarih ve 21673 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik, bedensel, zihinsel ve ruhsal özürleri nedeniyle yaşamın gereklerine uyamama durumunda olanların tespitini, incelenmesini, kuruluş bakımı, evde hizmet, rehabilitasyon hizmetlerinden yararlandırılmalarını, hizmetin tür ve niteliği ile işleyişine ilişkin esasları, personelin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemektedir.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Zihinsel Özürlüler Özel Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği

2828 Sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanan ve 13.02.1988 tarih ve 19724 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerine ait Zihinsel Özürlüler Rehabilitasyon Merkezlerinin kuruluş ve işleyişine ilişkin esasları, izin, açılış, çalışma, personel standardını, ücret tarifelerini, denetim ve faaliyetlerini durdurma işlem ve usullerini belirlemektedir.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Spastik Çocuklar Özel Rehabilitasyon Merkezleri Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmelik

2828 Sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanan ve 21.03.1986 tarih ve 19054 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik, gerçek kişilerce ve özel hukuk tüzel kişilerince açılacak olan Spastik Çocuklar Rehabilitasyon Merkezlerinin kuruluş ve işleyişine dair esasları, izin, açılış, çalışma, personel şartları, ücret tarifeleri, denetim, devir ve kapatılma işlem ve esaslarını belirlemektedir.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu İşitme ve Konuşma Özürlüler Özel Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği

2828 Sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanan ve 06.02.1994 tarih ve 21841 sayılı Resmi Gazete 'de yayımlanan Yönetmelik, gerçek kişilerce ve özel hukuk tüzel kişilerince açılacak olan işitme ve konuşma özürlüler rehabilitasyon merkezlerinin işleyişini, izin, açılış, çalışma ve personel standardını, ücret tarifelerini, denetim, devir ve kapatma işlem ve esaslarını belirlemektedir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’nden açılış izin onayı alarak faaliyette bulunan olan özel özel eğitim kurumları, hizmet verecekleri özür gruplarına yönelik özel eğitim ve rehabilitasyon programı hazırlamak ve onaylatmakla yükümlüdürler. Açılış izni için gerekli evraklar arasında kuruluşta verilecek eğitim ve rehabilitasyon programları da yer almaktadır. Yine yönetmeliklere göre, açılış izni verilirken engel grubuna göre programın uygunluğu incelenmektedir. Ancak bu programlar "çerçeve program" niteliğindedir. Bu program çerçevesinde, ayrıca bireyselleştirilmiş eğitim programları (BEP) hazırlanmaktadır.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’nden açılış izni almış ve rehabilitasyon hizmeti veren kurumlarda kullanılan programların, çocuklar ve yetişkin özürlü bireyler için hazırlanması ve bireyselleştirilmiş eğitim programları kullanılması hedeflenmekle birlikte, bireyselleştirme yaklaşımından anlatılmak istenilenin kurumlarca tam ve doğru olarak kavranamadığı görülmektedir.

Yasalar ve yönetmeliklerle bu kurumların görevleri ayrıştırılmış olmasına rağmen kurum açılış prosedürlerindeki farklılıklar nedeniyle kurum açma müracaatlarının Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Açılış şartnamelerindeki farklılıklar yüzünden bir sorumlu kurumun açılış izni vermediği ya da kapatma kararı aldığı bir özel özel eğitim kurumuna diğer sorumlu kurumun izin verebilmesi uygulamada ikilem yaratmaktadır.

Sosyal güvenlik kuruluşlarınca, özürlü çocuklara sağlanan gelişim ve eğitim yardımlarına karşılık gelen eğitim saati sayısı, İl Ücret Tespit Komisyonu kararlarına bağlı olarak, iller bazında farklılık göstermektedir. Merkezler, Komisyonun belirlediği aralıkta olmak kaydı ile, ücretlerini kendileri belirlemektedir. Mayıs ayında, bu ücretleri gazetede yayınlamak zorundadırlar.

Sorunlar
Öğretmen ve diğer ilgili personeli yetiştiren programların özel eğitim ve rehabilitasyon yöntemleri, program hazırlama ve programları uyarlama teknikleri konusunda yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamaması,
Özel Eğitim Kurumlarında ve Rehabilitasyon Merkezlerinde bireyin özel gereksinimlerini belirleyerek, Bireyselleştirilmiş Eğitim Programlarının hazırlanması ve uygulanması konusunda mevcut personelin bilgi ve becerisinin yeterli olmaması,
Genel/mesleki öğretim programlarının, öğrencilerin eğitimlerini diğer okullarda akranlarıyla birlikte sürdürecek yeterliliğe ulaşmayı veya yeteneklerini üst düzeyde geliştirmeyi amaçlayan bir yaklaşımla sadeleştirerek, değiştirilerek veya zenginleştirilerek öğrenci merkezli hazırlanmasına uygun hale getirilmemesi,
Özel eğitim okul ve sınıflarında; öğrencilerin bireysel gelişim özellikleri ve öğrenme yeterlilikleri ve yetersizlikleri dikkate alınarak, farklı konu ve sürelerde hazırlanmış iletişim becerileri ile akademik ve sosyal becerilerin geliştirilmesi üzerine yoğunlaşmış Bireyselleştirilmiş Eğitim Programlarının(BEP) yeterince hazırlanıp uygulanmaması, aynı zamanda özürlü bireyler için hazırlanacak BEP’lerin planlarını kapsamaması,
Bireyselleştirilmiş öğretime dayalı öğretim materyallerinin geliştirilmemesi ve yaygınlaştırılmaması,
Bazı özel eğitim okullarında özür durumunun özelliğine uygun olarak sınıf geçme, ders geçme yerine program atlama veya program geçme sisteminin getirilmemiş olması,
Başarıyı değerlendirmek için program değerlendirme formlarının geliştirilmemesi, başarının not sistemi ile değerlendirilmesi,
Çocukların akademik becerileri, ailevi durumları ve yerleşim yerleri dikkate alınmadan, yatılı özel okul, özel sınıf ve normal sınıflarda eğitim görmeye zorlanmaları,
Görme, işitme ve ortopedik yetersizliklerden etkilenmiş ilköğretim çağındaki çocukların en az kısıtlayıcı ortamı sağlayabilecek gündüzlü okullarda ve sınıflarda eğitimlerinin yaygınlaşmamış olması ve bununla ilgili yaptırım mekanizmalarının olmaması,
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilk ve orta öğretim kurumlarının eğitim programlarına özürlüler ile ilgili genel bilgilerin verildiği ders veya konulara yeterince yer verilmemesi, öğrenciler özel eğitime gereksinimi olan akranlarını tanımadıkları için kaynaştırılmalarında güçlükler yaşanması,
Örgün eğitimden, yeterince yaralanamayan özürlü bireylere yaşam boyu öğrenim anlayışına uygun olarak yaygın ve yaşam boyu eğitimin sağlanamamış olması,
Özel becerileri olan özürlü bireylere yönelik özel eğitim ve rehabilitasyon programlarının bulunmaması,
Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki mevcut yönetmelikler özel eğitime ihtiyaç duyan bireyler için hazırlanmadığından hizmet verilecek yaş gruplarının çerçevesinde belirsizlik olması,
Özürlülerin ve ailelerinin eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine ilişkin yasal hakları konularında yeterli bilgiye sahip olmaması,
Özürlülerin ve özürlü ailelerinin özel özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarının işleyişleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması,
Kurumlarda kaynaştırma programlarına yerleştirilen özel gereksinimli bireylere ve sınıf öğretmenlerine destek hizmet sağlayabilecek nitelikte personelin olmaması,

1.5. ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİNİN DENETİMİ

Bireylere hizmet sunmakla görevli olan kurumların sorunlarını ve özel eğitim ve rehabilitasyon uygulamalarında aksayan yönleri tespit etmek, çözüm yolları bulmak ve sunulan hizmetlerin kalitesini arttırmak amacıyla yapılan denetim ve incelemeler özürlü bireylere sunulan özel eğitim hizmetlerinin kalitesinin ve niteliğinin arttırılması açısından çok önemlidir.

Personelin denetlenmesi; özel eğitim gerektiren öğrencinin kişisel ve gelişim özelliklerine göre, öncelikle bireyselleştirilmiş eğitim programlarında hedeflenen amaçları gerçekleştirebilme düzeyini dikkate alarak; kurumların denetlenmesi ise hem idari hem mesleki yapılanmadaki aranan özelliklerin yerine getirilme durumunu dikkate alarak yapılmalıdır. Ayrıca kurumlar oluşturacakları organizasyonlarla kendi iç denetimini sağlayabilmelidir.

Bugüne kadar genellikle kurumlarda yalnızca idari denetlemeye önem verildiği, mesleki anlamda bir denetlenmenin olmadığı göze çarpmaktadır. Yalnızca idari özelliklere dikkat edilmesi özel eğitimin başarı ile uygulanmasını önlemekte, özel eğitim alanında gerek personelin, gerekse diğer uygulamaların aksamasına neden olmaktadır.

Özürlü bireylere özel eğitim ve destek hizmeti vermek amacıyla açılan özel özel eğitim kurumlarının denetiminden bunlara açılış izin onayı vermekle yükümlü olan kurumlar sorumludur. Her engel grubu için açılan özel özel eğitim kurumlarının açılışı, işleyişi ve düzenlenmesi son derece dikkatle incelenmeli ve denetlenmelidir. Özel eğitim gerektiren birey ve ailesi istismarlara karşı korunmalıdır.

Özel özel eğitim kurumları son yasal düzenlemelere kadar bu alanlarda yetişmemiş meslek grupları tarafından denetlenmekte ve bu durumda özel özel eğitim kurumlarının denetimdeki yaklaşımların farklılaşmasına yol açmaktadır.

573 sayılı Özel Eğitim Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname bu konuya bir standart getirerek, özel eğitim okul ve kurumları ile özel eğitime destek sağlayan kurumların faaliyetlerinin teftiş ve denetiminde özel eğitim ve/veya rehberlik ve psikolojik danışma alanlarında yetişmiş müfettişlerin kurumu hem mesleki hem de idari açıdan denetlemesini öngörmüştür. Denetleme ile ilgili benzer yasal düzenlemeler Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde de yapılmış öğretmenin ve yönetimin teftiş ve denetiminde dikkat edilecek hususlar belirtilmiştir.

Eğitimden yasal anlamda sorumlu olan Milli Eğitim Bakanlığı ile bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden sorumlu olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü aynı zamanda özel özel eğitim kurumları ve rehabilitasyon merkezlerinin açılış izin onaylarını da vermektedir. Yasalar ve yönetmeliklerle bu kurumların görevleri ayrıştırılmış olmasına rağmen kurum açılış prosedürlerindeki farklılıklar nedeniyle kurum açma müracaatlarının Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Açılış şartnamelerindeki farklılıklar yüzünden bir sorumlu kurumun açılış izni vermediği ya da kapatma kararı aldığı bir özel özel eğitim kurumuna diğer sorumlu kurumun izin verebilmesi uygulamada ikilem yaratmaktadır.

Bunların yanında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak özel ve tüzel kişilerce açılan özel özel eğitim okulları bulunmaktadır. 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununa göre açılan bu okullar, diğer özel öğretim kurumları (kolejler, özel ilköğretim okulları vb..) ile yasal olarak aynı statüde görülmektedir. Bu durum uygulamada ve denetimde sorunlara neden olmaktadır. Oysa özel eğitim kurumlarının donanımlarının ve özelliklerinin engel grubunun özelliklerine göre değişiklik göstermesi gerekir. Bu nedenle açılışta ve denetimde aranacak özellikler de özel eğitim kurumlarına göre farklılıklar göstermelidir. Farklı hizmet türleri için değerlendirme ölçütleri oluşturulmalı ve denetimler bu ölçütler çerçevesinde yapılmalıdır.

Vakıflara bağlı kurumlar açılış izinlerini diğer özel özel eğitim kurumları gibi Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ya da Milli Eğitim Bakanlığı’ndan almaktadırlar. Vakıfların genel işleyişlerinin denetimi Başbakanlık Denetleme Kurulu tarafından yapılmakla birlikte, bu vakıflara bağlı olarak açılan özel özel eğitim merkezlerinin denetlenmesi açılış izninin alındığı sorumlu kurum tarafından yapılmaktadır. Fakat denetleme ile görevli bu personelin özel eğitim hizmetleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması denetim hizmetlerinin yerine getirilmesine engel olmaktadır. Denetim, alanda yetişmiş yetkin kişiler tarafından yapıldığı sürece danışmanlık ve yol göstericilik görevini de üstlenmiş olur.

Sorunlar

Özel özel eğitim kurumları ve rehabilitasyon merkezleri için iç ve dış denetim mekanizmalarının oluşmamış olması,
Denetimin özel eğitim alanında yetkin müfettiş/meslek elemanları tarafından yapılmıyor olması,
Kaynaştırma programlarının başarıya ulaşılabilmesi için kaynaştırma eğitimi verilmesi uygun görülen okullardaki eğitimci kadrosunun teftiş ve denetiminde özürlü bireylerin sınıfta olmasının öğretmenin başarı puanını düşüreceği kaygısına neden olması ve öğretmenin bu bireyleri sınıf içerisinde ihmal etmesi,
Eğitsel tanılama ve yerleştirme kararlarının alındığı ilk kurum olan Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’ndeki uygulamaların özellikle mesleki anlamda denetlenmemesi,
Özel özel eğitim kurumunun her türlü denetiminden sorumlu olan personelinin (müfettiş, meslek elemanı) özel eğitim alanı ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmaması nedeniyle sadece idari denetleme yapması,
Denetlenmenin yol gösterme, gelişmeyi sağlama boyutundan çok, cezai boyutunun öne çıkması,
Farklı hizmet türleri için değerlendirme ölçütlerinin olmaması ve denetimlerde bu ölçütlerin dikkate alınmaması,
Bir sorumlu kurumun açılış izni verdiği ya da kapatma kararı aldığı bir özel özel eğitim kurumuna, diğer sorumlu kurumun izin vermesinin uygulamada ikilem yaratması,
625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununu uyarınca Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak özel ve tüzel kişilerce açılan özel özel eğitim okullarının diğer özel öğretim kurumları (kolejler, özel ilköğretim okulları vb..) ile yasal olarak aynı statüde görülmesidir.

1.6. ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYONDA AİLE HİZMETLERİ

Özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarına üniversite hastaneleri, devlet hastaneleri ve sosyal sigortalar kurumu hastanelerinden tıbbi tanısı konmuş ve sağlık kurulu raporu almış olan aileler başvurmaktadır.

Ülkemizde hastanelerde tıbbi tanısı konulmuş özürlü çocukların ailelerine ilk tanıya ilişkin bilginin iletilmesi ve ailenin yönlendirilmesi tıp personeli tarafından yapılmaktadır. Tıp personelinin aileye yeterince açık ve tanımlayıcı bilgileri veremediği ve uygun yönlendirmeleri yapamadığı gözlenmektedir. Hastanelerde aileyi çocuğun durumu hakkında bilgilendiren ve danışmanlık hizmeti veren bir birim ve bu işle görevlendirilmiş personel bulunmamaktadır. Bu da ailenin çocuğu hakkında gerçekçi bilgiler edinmesini, duruma uyum sağlamasını ve erken dönemde eğitim kararlarını almasını geciktirmektedir. Aile kuruma yönlendirildiğinde ya eğitimin yararlı olamayacağını düşünerek, eğitim ve rehabilitasyon sonucunda çocuğunun gelişmeyeceği gibi olumsuz duygu ve düşüncelere sahip olmakta, ya da çocuğunun engeli hakkında gerçekçi bilgi sahibi olmadığı için olabildiğinden daha fazla olumlu tutum sergileyerek veya bilinçsiz bir olumlu tutum sergileyerek çocuğunun eğitim ve rehabilitasyon süreci sonunda hemen iyileşeceği düşüncesini taşımaktadır.

Tanı, eğitim ve rehabilitasyon süreçlerinde ailenin yer almaması, bilgi kaynağı olarak bile aileden gereğince yararlanılmaması ve bu konuda ailenin bilgi düzeyinin de yeterli olmaması ailenin özel özel eğitim kurumuyla iş birliğini güçleştirmektedir.

Sorunlar

Hastanelerde tanı koyan tıp personelinin ayırıcı tanı ölçütleri, risk gruplarının belirlenmesi, ailelere psikolojik desteğin sağlanması ve erken özel eğitim konularında yeterli bilgilere sahip olmamaları nedeniyle aileyi yönlendirme ve destek olmada yetersiz kalmaları dolayısıyla eğitimin geç başlamasına neden olması,
Ailenin bilgi düzeyinin yeterli olmaması nedeniyle, gerek tıbbi, gerekse eğitsel tanılama sürecinde bilgi kaynağı olarak yer almaması ve özel özel eğitim kurumlarının aileden gereğince yararlanamaması,
Ailenin öğretici rolünü üstlenme dışında değerlendirme, yerleştirme, programla ilgili kararlarının alınması süreçlerinde aktif katılımlarının sağlanamaması,
Özel eğitim kurumlarının çoğunda ailelerin bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesine yönelik hizmetlerin yetersiz olması,
Çocuğunun engelini kabul etmeyen ailelerin kurumdaki personelle iş birliği yapmaktan kaçınma eğiliminde olması,
Ailelerin, çocuğunun neleri yapıp yapamayacağı vb. konularda gerçekçi beklentiler oluşturmalarını sağlayacak etkili ve yeterli rehberlik ve danışmanlık hizmeti almamaları; bu nedenle çocuklarının kısa sürede iyileşeceği, eğitimle “normalleşeceği” gibi gerçekçi olmayan beklentiler içinde olmaları, sık sık eğitim kurumu değiştirmelerine ve eğitim sürecini kesintiye uğratmalarına neden olması,
Çocuğun kurumda kazandığı bilgi ve becerilerin ev ortamında da aile ile iş birliği yapılarak pekiştirilmesinin sağlanamaması,
Aile destek programlarında; bilgi desteği (Örn. tanılama, eğitsel yerleştirme, eğitim ile ilgili yasal haklar) ve duygusal destek sağlanması öngörülmekte ise de, bir çok özel özel eğitim ve rehabilitasyon kurumunda bu hizmetlerin ailelere verilememesi,
Genellikle özel eğitim kurumlarında özürlülerin ve ailelerinin toplumsal yaşama katılım sürecinde yaşadıkları güçlükler konusunda aileyi destekleyecek ve gerekli psikolojik yardım hizmetini verebilecek nitelikte yetişmiş personelin bulunmaması,
Hizmetli personelin aile ilişkileri konusunda eğitim almamaları ve görev tanımlarının açık bir şekilde yapılmamış olması,
Evde eğitim alması gereken özürlü bireyler ve aileleri için kurumdaki hizmetlerin son derece sınırlı olması, kurumda sınırlı olarak sürdürülen evde eğitim hizmetlerine ilişkin izleme ve değerlendirmenin yapılmaması,
Üniversiteler ve özel eğitim kurumları arasında gerekli iletişimin ve iş birliğinin yeterince sağlanamaması nedeniyle üniversitelerce geliştirilen aile eğitimi, rehberliği ve evde eğitim programlarının özel eğitim kurumları tarafından kullanılamaması,
Özel eğitim kurumlarında özürlü çocuğa sahip ailelerin kendi aralarındaki iletişim ve dayanışmalarını, iş birliğini arttırmak için veli toplantılarının, sosyal etkinliklerin, aile kulübü vb. oluşumların özel eğitim kurumları tarafından yeterince desteklenip teşvik edilmemesi,
Özel özel eğitim kurumunda aile eğitim programlarının düzenlenmesinde önem taşıyan mekan ve fiziki donanımların (gözlem odası, kameralı oda, vb.) eksikliğinin ailenin eğitim sürecine katılımını etkilemesi,
Kurumlarda özürlü bireylerin sosyal yaşama katılımını sağlayacak spor, sanat, kültürel çalışmalar ve gezi gibi etkinliklerin yeterince yapılmaması,
Özürlü bireylere sosyal ve kültürel anlamda hizmetler veren resmi ve özel kurumlardan ve bu kurumların olanaklarından ailelerin yeterince haberdar olmaması,
Özürlü çocuklara yönelik saatlik bakım, gece bakımı, yaz kampı, vb. hizmetlerin olmamasının, özürlü çocuk ailelerinin sosyal yaşama katılımını engellemesidir.

1.7. ÖZEL REHABİLİTASYON MERKEZLERİNİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ

Yeni yapılaşma alanlarında “ulaşılabilirliğin” sağlanmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılmıştır. Haziran 1997’de yürürlüğe giren 572 sayılı KHK ile İmar Mevzuatı, Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediyeleri Kanunu’nda değişiklikler yapılarak, fiziksel çevrenin ve ulaşım sistemlerinin özürlüler için ulaşılabilir ve yaşanabilir kılınması yönünde gerekenleri yapmak için yerel yönetimlere bir dizi yükümlülük getirilmiştir.

Bu değişiklikler ve daha sonra İmar Mevzuatında yer alan 6 yönetmelikte yapılan düzenlemelerde, ilk kez tanımı da verilerek özürlü kavramından, ulaşılabilirlikten ve Türk Standartları Enstitüsü (TSE)'nün özürlülerle ilgili standartlarından bahsedilerek, belediyelere özürlülerle ilgili mevzuat ve standartlara uyma, bunları uygulama ve diğer gerekli önlemleri alma yükümlülükleri getirilmiştir.

Yönetmeliklere, yapılarda merdiven yanında standartlara uygun rampa yapılması, bina giriş kapısı, yangın merdiveni kapısı, giriş holünün ve asansörlerin ölçülerinin özürlülerin kullanımına uygun olması, kapılarda eşik bulunmaması, merdivenlerde standartlara uygun korkuluk ve küpeşte yapılması ve tüm yer döşemelerinde kaygan olmayan malzeme kullanılması hükümleri eklenmiştir. Ayrıca ticari kullanım binalarında da özürlülerin ulaşabilirliğinin sağlanması yönünde giriş, bina içi dolaşım ve tuvaletlerle ilgili maddelerde düzenlemeler yapılmıştır.

Yol, otopark, park, yaya bölgesi, meydan ve kaldırımlar gibi açık alanlarda, bunlar üzerindeki ulaşım ve haberleşme noktalarında ve peyzaj elemanlarında da özürlülerin ulaşabilirliğinin sağlanması için TSE standartlarına uygun düzenleme yapılması koşulu getirilmiştir.

SHÇEK Kanunu ve özel rehabilitasyon merkezleriyle ilgili yönetmeliklerin ulaşılabilirlik açısından değerlendirilmeye başlandığında, Zihinsel Özürlüler, Spastik Çocuklar ve İşitme ve Konuşma Özürlüler Özel Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmelikleri incelendiğinde, bu merkezlerde bulunması gereken fiziki özelliklerin oldukça sınırlı düzeyde tutulduğu ve belirlenen özelliklerin göreceli bazı ölçütlere indirgenerek ortaya konduğu görülmektedir. Her üç yönetmelikte de merkezin özürlüler/çocuklar için tehlike yaratmayacak ve ulaşıma uygun bir yerde olması istenirken, bu tehlikenin oluşmaması, ulaşımın ise kolaylıkla sağlanması için hangi özelliklerin bulunması gerektiği belirlenmemiştir. Diğer yandan yönetmeliklerde merkezlerin çok katlı binalarda da kurulabileceği hükmü bulunmaktadır. Fakat bu çok katlı binanın standartlara uygun asansöre, uygun özelliklere sahip basamaklı merdivenlere ve bunların yanında yine standartlara uygun tutunma bandlarına sahip olması gerekliliklerinden bahsedilmemektedir.

Yine merkezlerin iskan durumuyla ilgili aranacak şartlar arasında, çocukların oyun ve sportif faaliyetlerinde kullanabilecekleri bir bahçenin bulunması gerektiği hükmü yer almaktadır. Fakat kent merkezlerine yakın yer seçen rehabilitasyon merkezlerinin bir bahçeye veya yeterli bir bahçeye sahip olmasını beklemek yersizdir. Oysa yönetmeliğin bu maddesi bir rehabilitasyon merkezi için son derece önemli bir gerekliliktir.

Diğer yandan, bina yakın çevresi ve girişlerinde merdiven varsa bunun yanında rampa bulunması, giriş kapısının uygun özellikler taşıması ve eşiksiz olması, zemin kaplamasının kaygan olmaması gibi bazı gereklilikler de yine bulunmamaktadır.

Merkezin kendinde bulunması gereken özellikler ise yalnızca aydınlatma, döşemelerin hijyeni, bazı emniyet önlemleri ve lavabo-banyo kullanımlarından bahsedilmesinden öteye gitmemiştir. Rehabilitasyon merkezlerinin etkinlik bölümleriyle ilgili olarak Yönetmeliklerde aydınlatma, tavan yüksekliği, yer ve duvar döşemeleri, hijyen ve işitme ve konuşma özürlüler rehabilitasyon merkezleri için ses yalıtımı konularında bulunması gerekli niteliklerden bahsedilmektedir. Her üç yönetmelikte de kuruluşun sahip olması gereken bölümlerle ilgili bilgi bulunmaktadır, fakat bu bölümlerin en az alan ölçüsü, bölümler arası geçişlerin özellikleri, kullanılan kapı ve kapı geçişlerinin, koridorların nitelikleri gibi bazı önemli ölçütlere rastlanmamaktadır. Zihinsel özürlü ve spastik çocukların ortopedik özre de sahip olması olasılığı ve ortopedik özrü bulunan çocuklar için ne tür düzenlemeler gerektiğinden zaten bahsedilmemektedir.

Yine rehabilitasyon merkezinin bölümlerinden biri olan lavabo-banyoların yalnızca çocukların kullanabileceği büyüklük ve yükseklikte olması ifadesi ise yetersiz kalmış, özürlü çocuklar için uygun özellikler taşıması gerekliliği, adedi, zemin kaplaması gibi noktalar vurgulanmamıştır. Diğer yandan rehabilitasyon merkezinin kendi içinde çok katlı olması durumunda taşıması gerekli özellikler de bulunmamaktadır. Ayrıca yatılı merkezlerin özelliklerinin gündüzlü merkezlerden oldukça farklı niteliklere sahip olması gerekliliği yadsınamaz. Fakat yönetmeliklerde bu konuyu açıklığa kavuşturacak herhangi bir bilgi de yer almamaktadır.

2. Bölüm

Ankara’da Hizmet Veren Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinin Mevcut Durum ve Sorunlarını Tespit Etmeye Yönelik Alan Araştırması

2.1. ÇALIŞMA KAPSAMINDA ZİYARET EDİLEN ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

“Özürlülere Yönelik Rehabilitasyon Hizmetleri Çalışması” kapsamında “Ankara’da Hizmet Veren Özel Rehabilitasyon Merkezlerinin Durumu ve Yaşanan Sorunlar Araştırması” kapsamında, 9 Ağustos-2 Eylül 2004 tarihleri arasında, rasgele seçilen 13 farklı merkez ziyaret edilerek, bu merkezlerde verilen hizmetlere ve yaşanan sorunlara yönelik görüşmeler ve incelemeler yapılmıştır. Bu merkezlerden 11’i seanslık çalışmalarla (MEB’na bağlı olanlar “Kurs” ismini taşımaktadır), 1’i özel eğitim okulu, 1’i ise hem seanslık hem de özel eğitim okulu olarak hizmet sunmaktadır.

Çalışma kapsamında, özürlü çocukları kabul eden bir de anaokulu ziyaret edilmiştir.

Zihinsel (down sendromu, mental motor reterdasyonu, frajil X, Williams sendromu, rett sendromu, asperger sendromu, diğer kromozom anomalileri), spastik, görme, işitme ve konuşma özürlü, iletişim bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, yaygın gelişimsel bozukluk, otizm problemi olan çocuklara yönelik hizmet veren bu kurumlar, özel eğitim, özel eğitim ve rehabilitasyon, özel rehabilitasyon gibi farklı amaçlarla kurulmuştur. Bu merkezlerde bilişsel gelişim, dil ve konuşma gelişimi, alıcı-ifade edici dil gelişimi, psikomotor gelişim, sosyal gelişim, özbakım ve günlük yaşam becerileri, okuma, yazma, matematik gibi akademik beceriler alanlarında eğitsel gereksinimlerin giderilmesi, kavram eğitimi, duygusal gelişim, yaratıcılık ve sanat eğitimi ve değişik fizyoterapi hizmetleri verilmektedir.

Merkezlerde görev yapan meslek dalları özel eğitimci, özel eğitim kursu almış sınıf öğretmeni, psikolog, çocuk gelişimi ve eğitimcisi, fizyoterapist, sosyal çalışmacı, odyolog, okul öncesi öğretmenidir.

Bu hizmetlerden bazıları BEP’ler, bazıları ise grup eğitimi dahilinde verilmektedir. Merkezler, BEPlerin hazırlanması ve uygulanması, grup eğitimlerinin içeriği ve uygulanması açısından, her çocuğun kendine özgü özellikler taşıması ve bu özelliklerin bu programların belirleyici olması koşulu haricinde; bakış açıları, kapasiteleri, personel ve fiziksel koşulları nedeniyle farklılıklar göstermektedir.

Merkezlerden bazılarında Ankara içinden, dışından veya yurtdışından gelerek eğitime veya fizyoterapiye sürekli devam edemeyecek olan çocuklara, farklı periyotları ve farklı eğitim/rehabilitasyon sürelerini içeren, ayrıca paket programlar hazırlanmıştır.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam edenlerin yaklaşık olarak %95’ini, sosyal güvencesi SSK veya Emekli Sandığı kapsamında olan ve kurumların sağladığı gelişim ve eğitim yardımlarından faydalanan çalışanların özürlü çocukları oluşturmaktadır.

Merkezlere devam eden özürlü çocuk sayısı, 33 ile 220 arasında değişmektedir. (1’inde 33, 1’inde 35, 4’ünde 50, 1’inde 70, 1’inde 80, 1’inde 84, 1’inde 160, 1’inde 180 ve1’inde 220 özürlü çocuk). Merkezlerde çalıştırılan personel sayısı ise (tüm personel dahil) en az 5, en fazla 60’dır.

Ziyaret edilen merkezlerden bazıları, hizmet verdikleri özürlü çocuklar açısından farklı özellikler taşımaktadır. Örneğin bir tanesi Türkiye’de ilk olarak görme özürlü çocukların bu tür merkezlerden yararlanabilmesi amacıyla çalışmalar yaparak, görme özürlü çocuklara da özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti vermektedir. Bir diğer merkez ise yalnızca kaynaştırmaya devam eden eğitilebilir ve öğretilebilir düzeyde zihinsel özrü bulunan çocuklara yönelik çalışmalar yapmaktadır. Merkezlerden biri ise yalnızca serebral paralizili çocuklara yönelik rehabilitasyon ve eğitim vermektedir.

Ankara’da sosyal güvenlik kuruluşlarınca aylık olarak çalışanlara ödenen gelişim ve eğitim yardımından faydalanan özürlü çocuklar, bu ücret karşılığında 6 saatlik bireysel, 2 saatlik grup eğitimi ve rehabilitasyon hizmeti almaktadır. Ziyaret edilen bazı kurumlar bu süreyi az buldukları için; çocuğun gereksinimlerine göre bazıları ücretsiz olarak bu süreyi uzatmakta, bazıları ise saatlik ücret karşılığı bu süreye ek olarak hizmet vermektedir.

Ziyaret edilen merkezlerden 4’ü dışında hepsi apartman dairelerinde hizmet vermektedir. Bu merkezlerin yer seçimi aynı kattaki iki daire olabildiği gibi, farklı katlardaki daireler de olabilmektedir. Müstakil ve çok katlı binada hizmet veren 4 merkezden 1’i özel eğitim ve rehabilitasyon amaçlı olarak inşa edilmiştir.

Araştırma Kapsamında Ziyaret Edilen Rehabilitasyon Merkezleri

ZİYARET TARİHİ

ZİYARET EDİLEN REHABİLİTASYON MERKEZİ

REHABİLİTASYON MERKEZİNİN BAĞLI OLDUĞU KURUM

09.08.2004 GÖNÜL TURGUT ÖĞRETİLEBİLİR EĞİTİLEBİLİR ÇOCUKLAR EĞİTİM MERKEZİ MEB

10.08.2004 ÖZEL UYANIŞ ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLAR EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ SHÇEK

11.08.2004 ÖZEL ODYOLOJİ İŞİTME VE KONUŞMA ENGELLİLER EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ SHÇEK

12.08.2004 ZİHİNSEL YETERSİZ ÇOCUKLARI YETİŞTİRME VE KORUMA VAKFI SHÇEK

12.08.2004 ÖZEL BARIŞ ZİHİNSEL VE BEDENSEL ÖZÜRLÜ ÇOCUKLAR EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ SHÇEK

19.08.2004 ÖZEL ŞÖLEN ZİHİNSEL ENGELLİLER REHABİLİTASYON MERKEZİ SHÇEK

20.08.2004 ÖZEL UYUM ÖZEL EĞİTİM OKULU MEB

25.08.2004 YENİ DOĞUŞ BİLİŞSEL VE BEDENSEL ENGELLİ ÇOCUKLAR ÖZEL REHABİLİTASYON MERKEZİ SHÇEK

26.08.2004 MASALLAR ÜLKESİ ANAOKULU SHÇEK

26.08.2004 ÖZEL SU EĞİTİLEBİLİR ÇOCUKLAR İLKÖĞRETİM OKULU ÖZEL SU ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ MEB

27.08.2004 ÖZEL CEREN ZİHİNSEL-BEDENSEL ENGELLİ ÇOCUKLAR ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ SHÇEK

01.09.2004 ÖZEL GÜNEŞ EĞİTİLEBİLİR ÇOCUKLAR ÖZEL EĞİTİM MERKEZİ MEB

02.09.2004 ÖZEL ARTI ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ SHÇEK

02.09.2004 ÖZEL YAPRAK ÖZEL EĞİTİM MERKEZİ SHÇEK


2.2. ZİYARET EDİLEN ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİNDE TESPİT EDİLEN SORUNLAR

2.2.1. Merkezlere Yerleştirme

Özel eğitim ve rehabilitasyon alması gereken bireylerin büyük ölçüde yanlış yönlendirildikleri ve bu nedenle bu hizmetleri almakta oldukça geç kalmaları önemli bir sorundur.

Özel eğitim ve rehabilitasyon kurum ve kuruluşlarının açılış izinlerini farklı merkezlerden almaları nedeniyle, yerleştirme ile ilgili uygulamalarda Milli Eğitim Bakanlığı ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu arasında işbirliği ve eşgüdüm sağlanamamaktadır.

Grup eğitimi alması uygun görülen özürlülerin yerleştirilmelerinde, özel eğitim gereksinimlerine ve performans düzeylerine özen gösterilmemektedir.

Özel eğitimden ve destek hizmetlerden yararlanacak özürlü bireyler için resmi özel eğitim okullarının/rehabilitasyon merkezlerinin ve nitelikli özel özel eğitim kurumlarının sayıları yetersizdir.

Kaynaştırma okullarına yerleştirilen ve ayrıca özel özel eğitim kurumlarında destek eğitim alan bireyler için Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile kurumlar ve okullar arasında gerekli işbirliği ve eşgüdümün sağlanamamaktadır.

Kurum ve kuruluşlara yerleştirilen özürlü bireylerin gelişimleri ve hizmetin niteliğine yönelik izleme ve değerlendirme ölçütleri ve hizmetler yetersizdir.

2.2.2. Eğitim Programları İle İlgili Sorunlar

Merkezler, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan programların özel eğitim ve rehabilitasyon uygulamalarına oldukça uygun olduğunu belirtmektedir. SHÇEK ise, özel rehabilitasyon merkezlerine, 2001 yılından başlamak üzere bir format vermektedir. Merkezler, bu format çerçevesinde eğitim programlarını geliştirmektedir.

Sosyal güvenlik kuruluşlarınca aylık olarak çalışanlara ödenen gelişim ve eğitim yardımının karşılığı olarak özürlü çocukların aldığı eğitim ve rehabilitasyon Ankara için aylık 6 saatlik bireysel eğitim, 2 saatlik grup eğitimi olmak üzere toplam 8 saattir. Yukarıda da bahsedildiği gibi, bazı merkezler belirlenen bu eğitim ve rehabilitasyon süresini yeterli bulmamaktadır.

Ülkemizde özürlü bireylerin mesleki eğitim ve rehabilitasyonlarına yönelik programlara da gereken önemin verilmediği görülmektedir. Mesleki eğitim ilkokul aşamasında başlaması gereken bir süreçtir. Özürlünün özür grubu ve derecesi ile ilgi alanları dikkate alınarak bireyin genel programına mesleğe hazırlayıcı programda eklenerek BEP'lerin hazırlanması gerekmektedir. Özel gereksinimli bireyler için toplumsal yaşama ve mesleğe hazırlayıcı programlar hazırlanmadığı gibi, mevcut uygulanan programların da nitelikli bir değerlendirilmesi yapılamamaktadır.Öte yandan, engelli bireye rehabilitasyon hizmeti vermesi gereken özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarında mesleki eğitim üniteleri veya mesleki rehabilitasyon atölyelerinin öğrencilerin ilgi ve gereksinimlerini karşılayacak yeterlilikte olmadığı görülmektedir.

2.2.3. Mali Sorunlar

Vergilendirme uygulamalarının koşullarının ağır olması: Ziyaret edilen merkezlerin hepsi, vergi yükünün çok ağır olmasının büyük bir sorun oluşturduğunu belirtmişler, yaklaşık olarak kazançlarının %45-70’inin çeşitli şekillerde vergilendirilerek devlete geri ödendiğini, bu durumda merkeze ait giderlerle birlikte sağlanan kazancın yetersiz olduğunu, bu durumun da gerek uzman personel sağlanması, gerekse eğitime ve rehabilitasyona yönelik yeni yatırımların ve sosyal etkinlik gibi uygulamaların önünü tıkadığını ifade etmişlerdir.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden MEB’dan açılış onayı olanları ilgilendiren bir gelişme 31 Temmuz 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan bazı kanun değişiklikleriyle olmuştur. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 20. maddesi değiştirilerek “Okul öncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okullarının işletilmesinden elde edilen kazançların beş vergilendirme dönemi gelir vergisinden muafiyeti” öngörülmektedir. 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8. maddesinin değiştirilmesiyle ise “Okul öncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okulları ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere bağlı rehabilitasyon merkezlerinin işletilmesinden elde edilen kazançların beş vergilendirme dönemi gelir vergisinden muafiyeti” öngörülmektedir. Bu değişiklikler hali hazırda hizmet veren ve SHÇEK’dan açılış onayı olan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerince çeşitli eleştirilere neden olmaktadır.

Sosyal güvencesi bulunan özürlü çocukların bu sosyal güvenlik kuruluşlarından alınan gelişim ve eğitim yardımlarının miktarı konusunda iki farklı görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden ilki alınan yardımların Türkiye koşullarında yeterli olduğu, ancak vergilerin ve harcamaların çok fazla olması nedeniyle bu rakamın yetersiz kaldığı yönündedir. Diğer görüş ise alınan yardımın verilen rehabilitasyon hizmetinin ve özel eğitimin karşılığı olmadığını, bu miktarın artırılması gerektiğini belirtmekte, 2004 yılında yapılan %4,6’lık zammın çok yetersiz kaldığının altını çizmektedir.

Merkezlerin sosyal güvenlik kuruluşlarından aldığı gelişim ve eğitim yardımlarının düzenli alınamaması da diğer bir mali sorunu oluşturmaktadır. SSK ve Emekli Sandığı’nın yaptığı ödemelerin düzensiz olduğu belirtilmektedir. Diğer yandan özürlü çocuğun velisi tarafından bağlı olduğu kurumdan gelişim ve eğitim yardımının alınarak özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine ödenmesinin, yani ödemelerde velinin aracı olmasının yarattığı çeşitli sıkıntılar da sıklıkla üzerinde durulan bir diğer konudur. Velilerin bu yardımı aldığı halde merkeze ödemeyi geciktirmesi veya yapmaması buna rağmen eğitime ve rehabilitasyona devam eden merkezlerin maddi sorunlarla yüz yüze geldiği bildirilmektedir. Bu sorunun, gelişim ve eğitim yardımlarının merkezlere farklı yöntemlerle aktarılmasıyla (örneğin banka hesaplarına bu ücretlerin sosyal güvenlik kuruluşlarınca doğrudan yatırılması) aşılabileceği vurgulanmaktadır*. Aynı konuda, yardımların ödenmesi için merkez tarafından velinin onayladığı vekaletin sağlanması yönteminin, bu vekaletlerin her yıl yenilenmesi gerekliliği nedeniyle pahalı bir işlem olduğu da bildirilmiştir.

Gelişim ve eğitim yardımından faydalanan özürlü çocuk velisinin sözleşmeli personel olması durumunda, sözleşme yenilenmesi dönemlerinde ortaya çıkan süre boşlukları için, çalışanın bağlı olduğu kuruluşça gelişim ve eğitim yardımının durdurulması da bir başka sorun başlığıdır.

Merkezin ücretsiz olarak eğitimine ve rehabilitasyonuna devam ettirmek istediği özürlü çocuğun velisinden, asgari ücret düzeyi altında bir ücretle çalıştığının belgelendirilmenin istendiği belirtilmektedir. Oysa asgari ücret miktarı altında kişinin çalışması başka mevzuatta yasa dışı olarak kabul edilmektedir.

Sosyal güvenlik kuruluşlarınca sağlanan gelişim ve eğitim yardımının karşılığı olarak özürlü çocuklara verilen aylık 6 saatlik bireysel ve 2 saatlik grup eğitim ve rehabilitasyonu, çocuğun gereksinimleri daha fazlasını gerektirdiğinde uzatma eğiliminde olan merkezlerden bazıları, bunu ücretsiz olarak sağlama yoluna gittiklerinde, başta personel harcamaları olmak üzere çeşitli ek harcamalar yapmak zorunda kalmaktadır.

2.2.4. Denetim Sorunları

Bireylere hizmet sunmakla görevli olan kurumların sorunlarını ve özel eğitim ve rehabilitasyon uygulamalarında aksayan yönleri tespit etmek, çözüm yolları bulmak ve sunulan hizmetlerin kalitesini arttırmak amacıyla yapılan denetim ve incelemeler engelli bireylere sunulan özel eğitim hizmetlerinin kalitesinin ve niteliğinin arttırılması açısından çok önemlidir. Fakat özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri farklı özür gruplarına yönelik, farklı çalışmalar yapmakta olmasına rağmen, tek tip denetleme yapılması önemli bir sorun oluşturmaktadır. Farklı hizmet türleri için değerlendirme ölçütleri oluşturulmalı ve denetimler bu ölçütler çerçevesinde yapılmalıdır.

SHÇEK’na bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri SHÇEK İl Müdürlüğünde görev yapan sosyal hizmet uzmanlarınca ve kurum müfettişleri tarafından ikili bir denetime tabi iken, MEB’na bağlı olanlar MEB müfettişlerince denetlenmektedir. Farklı denetim mekanizmaları işlediği halde, denetimi yapan kişilerin konuyla ilgili bilinç düzeyi, sadece şekle yönelik, içeriği önemsemeyen tutumları, merkezlerce en çok şikayetçi olunan konu başlıklarıdır. SHÇEK İl Müdürlüğünde görev yapan sosyal hizmet uzmanlarınca denetlenen merkezlerce üzerinde durulan bir diğer sorun, denetimi yapan elemanların sık sık değiştiği, alanı tanımaya başlayan kişilerin bir süre sonra yerini, alanı tanımayan yeni denetim elemanlarına bırakmasıdır. Denetim, alanda yetişmiş yetkin kişiler tarafından yapıldığı sürece danışmanlık ve yol göstericilik görevini de üstlenmiş olacaktır.

Sosyal güvenlik kuruluşlarınca gelişim ve eğitim yardımının verildiği merkezler, SSK tarafından da denetlenmektedir. Ancak bu denetimi yapan görevlilerin sık sık görev alanları dışında uygulamalara gittikleri ziyaretler sırasında vurgulanan noktalardan biridir.

Personelin denetlenmesi; özel eğitim gerektiren öğrencinin kişisel ve gelişim özelliklerine göre, öncelikle bireyselleştirilmiş eğitim programlarında hedeflenen amaçları gerçekleştirebilme düzeyini dikkate alarak; kurumların denetlenmesi ise hem idari hem mesleki yapılanmadaki aranan özelliklerin yerine getirilme durumunu dikkate alarak yapılmalıdır. Ayrıca kurumlar oluşturacakları organizasyonlarla kendi iç denetimini sağlayabilmelidir.

Bugüne kadar genellikle kurumlarda yalnızca idari denetlemeye önem verildiği, eğitimin içeriğine yönelik bir denetlemenin olmadığı göze çarpmaktadır. Yalnızca idari özelliklere dikkat edilmesi özel eğitimin başarı ile uygulanmasını önlemekte, özel eğitim alanında gerek personelin, gerekse diğer uygulamaların aksamasına neden olmaktadır.

Merkezler, denetlemelerde yol gösterme, gelişmeyi sağlama boyutundan çok, cezai boyutun öne çıkarıldığını belirtmişlerdir.

Farklı hizmet türleri için değerlendirme ölçütlerinin olmaması ve denetimlerde bu ölçütlerin dikkate alınmaması, önemli sorun alanlarından bir diğeridir.

Bir sorumlu kurumun açılış izni vermediği, ya da kapatma kararı aldığı bir özel özel eğitim kurumuna, diğer sorumlu kurumun izin vermesinin uygulamada ikilem yaratması, geçmişte buna örnek teşkil eden uygulamalar olması nedeniyle önemli bir sorun başlığıdır.

MEB’den açılış onayı olan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde üzerinde durulan bir diğer sorun, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu uyarınca Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak özel ve tüzel kişilerce açılan özel özel eğitim okullarının diğer özel öğretim kurumları (kolejler, özel ilköğretim okulları, sürücü kursları vb.) ile yasal olarak aynı statüde görülmesidir.

Eğitim ve rehabilitasyonun içeriğine yönelik denetimde ailelerin görüşlerine başvurulması konusunda iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan ilki bilinçli ve özürlü çocuğunun gelişimini yakından takip eden ve bu gelişimi sorgulayan ailelerin yaralı ip uçları vereceğine yöneliktir. Diğer görüş ise bilinçli aile ile bilinçli olmayan ve çocuğun gelişimine yönelik beklenti düzeyi düşük olanların yanlış yönlendirmelerde bulunacakları biçimindedir.

Vakıflara bağlı kurumlar açılış izinlerini diğer özel özel eğitim kurumları gibi Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ya da Milli Eğitim Bakanlığı’ndan almaktadırlar. Fakat, denetleme ile görevli personelin özel eğitim hizmetleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması denetim hizmetlerinin yerine getirilmesine engel olmaktadır.

2.2.5. Çalışan Personele İlişkin Sorunlar

Ziyaret edilen merkezlerde en çok üzerinde durulan konulardan biri, özel eğitim ve rehabilitasyon uygulamalarını yapan personelle ilgilidir. Yönetmeliklerle tanımlanarak bu alanda çalışabileceği öngörülen uzman personelin sayısının yetersiz olması nedeniyle çok yüksek düzeylerde ücret talep etmeleri önemli bir sorun oluşturmaktadır.

MEB’dan açılış onayı olan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleriyle SHÇEK’dan açılış onayı olan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalıştırılması gereken ve çalıştırılabilecek niteliklere sahip uzman personel arasında fark bulunmaktadır. Bu fark merkezlerin çalıştırmak istediği uzmanların atamasının yapılmaması, onaylama dönemlerinde görev onayının yenilenmemesi gibi sorunlara neden olmaktadır.

Merkezlerde çalıştırılabilecek olan uzman personel çeşitliliğinin Türkiye şartları açısından dar olduğu, yetişmiş eleman sayısının kısıtlılığı nedeniyle, buralarda görev yapabilecek olan uzman personelin uzmanlık alanlarının genişletilmesi beklenmektedir. Örneğin SHÇEK tarafından okul öncesi öğretmeninin ataması yapılmamaktadır. Merkezlerde sınıf öğretmenlerinin, psikolojik danışmanlık ve rehberlik eğitimi alanların düzenlenecek kurslar, meslek içi eğitim vb. uygulamalarla donanımlarının artırılarak buralarda istihdam edilmesi önerilmektedir.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev yapan uzman personelin çalışma alanlarının zorluğu nedeniyle, başlangıç saatleriyle ilerleyen saatlerdeki performansının aynı olmayacağı, buna rağmen uzmanın isteğine bağlı olarak normal çalışma saatlerinin üzerinde ek ücret karşılığı çalışmayı kabul edenlerin çalışmanın içeriğini olumsuz etkileyeceği belirtilmektedir.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi kurmak isteyenlerde de yani kurucularda da belirli mesleklere sahip olma koşulunun aranması gerektiği, aksi takdirde mevcut uygulamada olduğu gibi çok farklı ve ilgisiz meslek alanlarından kişilerin kuruculuğunda hizmet veren merkezlerin yalnızca ticaret ve para kazanma kaygısı taşıdığı için bunun özel eğitim ve rehabilitasyonun içeriğine, merkezde kurulan sisteme de yansıdığı üzerinde durulan diğer bir konudur.

Eğitim ve rehabilitasyonun kalitesinin artırılması için gerek SHÇEK ve gerekse MEB tarafından hizmet içi eğitim seminerlerinin sıklıkla uygulanması beklenmektedir.

2.2.6. Ailelere İlişkin Sorunlar

Özürlü çocuğa sahip olup bilinç düzeyi düşük ve maddi durumu kötü olan ailelerin, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden hizmet alan çocuklarına ilişkin düşük beklentileri bulunması nedeniyle çeşitli sorunlar gündeme gelmektedir. Bu aileler çocuğun yararlanacağı gelişim ve eğitim yardımından maddi olarak kendileri de faydalanmak istemektedir. Merkezlerde özellikle üzerinde durulan konu, bunu kabul eden merkezlerin de varolduğuna ilişkindir.

Ziyaret edilen merkezlerin çoğunda ailelere yönelik bilgilendirme toplantılarının yapıldığı bildirilmiştir. Özürlü çocuğun özrü, gereksinimleri, taşıdığı özellikler, aile içinde ve evde uygun davranış biçimleri gibi konuların işlendiği bu toplantılardan ailelerin yararlanma düzeyi ise farklılık göstermektedir. Bazı merkezlerde ailelerin bu toplantılardan çok fayda sağladığı belirtilirken, bazılarında herhangi bir gelişme kaydedilmediği için bu tür toplantılara son verildiği bildirilmiştir.

2.2.7. Diğer Sorunlar

Temelde aynı hizmeti vermelerine rağmen, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin iki farklı kurumdan (MEB ve SHÇEK) açılış izni alan merkezler arasında ortaya çıkan farklılıklar sorunlara neden olmaktadır. Ortak sorunların çözümlenmesi için ise bu iki kurumun ve ek olarak ilgili tüm alanların bir arada çalışma yapması talep edilmektedir.

Merkeze gelen özürlü çocuklara eksik veya yanlış tanılama yapılması önemli bir sorundur.

Bazı illerde ve ilçelerde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu tarafından da gelişim ve eğitim yardımı yapılmaktadır. Ancak bu konuda yardım miktarında bir standart oluşturulması ve bu yardımların yapıldığı sınırlı sayıda il ve ilçenin sayısının artırılması gerekmektedir.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin son yıllarda sayısı büyük artış göstermiştir. Bu artış eğilimi bazı düşük standartlara sahip merkezlerin de faaliyete başlamasına neden olmuştur. Bu merkezlerin verdiği özel eğitim ve rehabilitasyonun içeriğinin yetersiz olduğu belirtilmektedir. Bu tür merkezlerin ayrıca farklı teşvik yöntemleriyle (servis, daha fazla seans, vb.) diğer merkezlere devam eden çocukları kendi merkezlerine yönlendirmek için girişimlerde bulunduğu bildirilerek, bu konuda en kısa zamanda önlemlerin alınması gerekliliği vurgulanmaktadır.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden özürlü çocuklardan bazılarının sağlık kurulu raporunun yenilenmesi sürecinde sorunlar ortaya çıkmaktadır. Özür türü nedeniyle (otistikler gibi), bazı gelişmeler kaydetmiş olduğu için, eksik ve yanlış değerlendirmelerle rapor yenileme döneminde özür derecesi düşük olarak belgeleme yapılmakta, bu nedenle bazı özürlü çocuklar gelişim ve eğitim yardımı alamadıkları için özel eğitim ve rehabilitasyona devam edememektedir. Özürlü çocuk bir süre sonra, rehabilitasyona devam etmediği için daha önce sağladığı gelişmelerde gerileme yaşayınca bu rapor yeniden düzenlenmektedir. Bu durum da önemli bir sorun başlığını oluşturmaktadır.

3. BÖLÜM

ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİ VE ÖZÜRLÜ ÇOCUKLARIN REHABİLİTASYON VE EĞİTİMİNDE ÖRNEK ÜLKE UYGULAMALARI

3.1. ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİ EĞİTİMİ

Erken çocukluk dönemindeki özürlü çocukların eğitimi ile ilgili dünyada yapılan çalışmalar ve durum incelendiğinde, ülkelerin gelişmişlik düzeyi ve sosyal refah devleti olması ile doğru orantılı bir hizmet kalitesi ve niteliği göze çarpmaktadır. Örneğin, özellikle sosyal refah devleti olarak bilinen İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkelerde 3-6 yaş özel eğitim hizmetleri hem her çocuğun gereksinimine uygun çeşitlilikte ve ailelerin maddi ve manevi olarak ulaşabileceği şekilde hem de yaygın olarak sağlanabilmektedir. Ayrıca gelişmiş devletler arasında yer alan tüm Batı Avrupa ülkelerinde, Amerika Birleşik Devletlerinde ve Japonya’da hem nitelik hem de nicelik yönünden özel eğitim hizmetleri oldukça iyidir. İsmi geçen tüm bu ülkelerde aşağıdaki noktalarda hizmetler verilmektedir.
Özürlülerle ilgili yasal düzenlemeler
Özürlülüğün önlenmesi ile ilgili çalışmalar
Özürlülüğün erken tanılanması ve değerlendirilmesi
Özürlülerin erken eğitimi
Özürlü bireylerin normal okullara ve topluma kaynaştırılması

Çalışma kapsamında yapılan araştırmalarda elde edilebilen erken çocukluk döneminde verilen eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine örnek ülke uygulamaları şunlardır;

3.1.1. Yeni Zelanda’da Özürlü Çocuklar İçin Erken Çocukluk Dönemi Eğitimi

Son 10 yılda Yeni Zelanda’da erken müdahale programlarının geliştirilmesi ve uygulanması ile ilgili önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu sene, Aotearoa Yeni Zelanda Erken Müdahale Derneği kurulmuş ve Birinci Ulusal Erken Müdahale konferansı gerçekleştirilmiştir. Yeni Zelanda’da erken müdahale için yaklaşım aile odaklıdır. Geniş anlamda ise, toplum içinde yer alan aile/bakıcı anlayışı çerçevesinde hizmetlerin verilmesi amaçlanmaktadır. Yaklaşım hizmet vericilerle, aile/bakıcı arasında bir katılım ortaklığı esasına dayanmaktadır. Bu yaklaşımda amaç, tüm hizmet vericilerden en az zorlayıcı tarzda bir müdahale modelini sağlayabilmektir.

Son 10 Yıldaki İlerleme

Son 10 yılda, eğitim sisteminde önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu yeni yaklaşım “Yarının Okulları” olarak belirlenmiş olup okulların kendi idare ve yönetimlerini sağlayarak Eğitim Bakanlığın tarafından daha az yönlendirilmelerini amaçlamaktadır. Ancak, özürlü ya da özel ihtiyaçları olan öğrencilerin ihtiyaçları “Yarının Okullarında” tanımlanmamıştır. Buna karşın Eğitim Yasası çocuğun düzenli olarak okula gitmesi ve eğitim alması konusunda düzenleyici yasal tedbirler getirmiştir.

Bu yasa ve İnsan Hakları Yasası okulların özürlülük nedeniyle ayrımcılık yapmasını yasaklamaktadır. Bu yasaya rağmen ayrımcılığın devam etmesi nedeniyle bazı okullar özürlü öğrenciler tarafından daha çok seçilir hale gelmiştir. Bu okular özürlü çocuklara hizmetlerini arttırırken, diğerleri özürlüler için uygun bir öğrenme ortamı oluşturma konusunda çok az gayret göstermişlerdir.

Yeni Özel Eğitim Politikası

1990’lı yılların başlangıcında özürlüler ve özel ihtiyaçları olanlar için özel bir politika oluşturmak amacıyla önemli bir çalışma başlatılmıştır. Bu çalışma “Özel Eğitim 2000” politikasının oluşumu ile sonuçlanmıştır. Bu politikanın amaçları şunlardır.

Özel ihtiyaçları olan çocukların erken çocukluk eğitiminde ve okul döneminde eğitim fırsatlarının iyileştirilmesi ve bu sürecin sonuçlarının düzeltilmesi,
Özel eğitim için, düzenli ve tahmin edilebilir bir kaynak yapısının sağlanmasının garanti edilmesi,
Coğrafi yerleşim ya da okul yapılanmasından bağımsız olarak karşılaştırılabilir kaynak dağılımının benzer ihtiyaçlar için sağlanabilmesi.

Yeni Hizmet Paternleri

Bu yaklaşımla, erken çocukluk dönemindeki kaynak hareketi bir kaynak sağlayıcıdan birden fazla hizmet sağlayıcıya kaydırılmış olmuştur. Bu hizmet sağlayıcılar arasında özel destek hizmetleri sağlama konusunda görev yapısına dahil olan hükümet dışı organizasyonlar da sayılabilmektedir.

Erken çocukluk döneminde erken müdahale programları için kaynak sağlama iki kısma ayrılmaktadır. Birincisi, özel hizmet vericilerin finansını sağlamaktadır. Bunlar, erken müdahale öğretmenleri, konuşma terapistleri, psikologlar, işitme uzmanları olarak sayılabilir. Paraprofesyonel ya da direk destek ise bundan ayrı olarak mali destek alır. Kaynakların uygulanması yalnızca eğitim destek ihtiyaçları için yapılır. Diğer terapi hizmetleriyse sağlık fonlarıyla karşılanmaktadır.

Erken müdahale programları çocuğun “Bireysel çalışma planı” (IDP) üzerine temel alır. Bu plan Carolina, AEPS, HELP gibi değerlendirme araçlarının uygulanması sonucu geliştirilmiştir. Bu değerlendirme aile bireyleri dahil olmak üzere çocukla ilişkili kişilere de uygulanmaktadır. Değerlendirme tamamlandıktan sonra, IDP toplantısı yapılır. Bu toplantıda aile de yer alır. Bu toplantı sonrası bir plan ortaya konur. Bu planın önemli bir amacı da çocukların erken çocukluk programının tüm alanlarında tam olarak yer almalarının sağlanmasıdır.

Erken müdahale ve eğitimdeki gelişmelerle özürlü çocukların diğer çocuklar gibi ana eğitim programlarında izlenmesi amaçlanmaktadır. Burada öğretmenler, terapistler, bakıcılar aile ve paraprofesyonellerin yakın işbirliği çok önemlidir.

Önemli sorunlardan biri kaliteli hizmeti kırsal kesime ulaştırma konusunda yaşanmaktadır. Bu bölgelerde yeterli eğitilmiş eleman bulabilmek hala önemli bir sorundur.

Yeni Zelanda Eğitim Bakanlığı okul öncesi eğitim ekibi içinde erken kaynaştırma eğitimi uzmanları, özürlü çocuklarla çalışan destek personel bulunmaktadır. Özürlü çocuğun doğumundan okula başladığı yaşa kadar bu ekip çocuğa hizmet vermektedir. Bu ekip içinde;
Konuşma terapistleri
Psikologlar
Körler için danışmanlar
Eğitim destek çalışmacıları bulunmaktadır.

Bu kişiler tüm süreç boyunca çocuğun öğrenme ve gelişimini derinlemesine inceler. Bu süreç içinde;
Erken çocukluk eğitimi bilgisi sağlanır.
Uzman değerlendirmesi yapılır.
Gelişim değerlendirmesi yapılır.
Özel eğitim becerileri, dil-konuşma terapisi danışmanlığı verilir.Kişilik gelişimi becerileri desteklenir.
Güncel araştırma ve bilgilerle süreç desteklenir.
Özürlü çocuklar evde, erken çocukluk eğitimi kurumlarında ve okullarda desteklenir. Bu çocuklarla çalışan ekip ailelerle de ortaklaşa çalışmalarını yürütür.Ayrıca diğer resmi kurumlardan eğitimci ve uzmanlar da çocuğu destekler.

Özürlü Çocuklara Okul Öncesi Eğitim Sürecinde Sağlanan Hizmetler

Genel bilgilendirme ve destekleme: Eğitimciler ve diğer profesyoneller çocuğa uygun ve onun yararlanabileceği hizmetleri (örneğin hangi pediatriste gitmesi gerektiğini vb.) koordine ederler.

Yol gösterme ve bilgi paylaşımı: Özürlü çocuğun sosyal yeteneklerini, öğrenme ve iletişim becerilerini ve kişilik gelişimini oluşturacak stratejiler belirlenir.

Danışmanlık: Okula geçiş, erken eğitime yerleştirilme ve erken çocukluk eğitimi eğiticileri bulma konularında danışmanlık verilir.

Uzmanlık hizmetleri: Özürlü çocuğun dil-konuşma terapisi ya da özel eğitim alması vb. konularda uzmanlar tarafından bu hizmetler verilir.

Değerlendirme: Özürlü çocuğun yetenekleri ve eğitsel ihtiyaçları değerlendirilir.

Planlama: Özürlü çocuğa ilişkin bireysel planlar çıkarılır, gerekli öğretim pratikleri belirlenir, uygun özel donanım sağlanır, kısa ve uzun dönemli hedefler saptanır, zaman çizelgesi ve evde takip aktiviteleri planlanır.

Kültürel destek: Ailelere, çocukların bakımıyla ilgili kişilere ve erken çocukluk eğitimi eğiticilerine kültürel destek sağlanır.

Eğitim destek hizmetleri: Özürlü çalışan uzmanlar ve erken çocukluk eğitimi eğiticileri için destek hizmet sağlanır.

3.1.2. İrlanda’da Erken Çocukluk Eğitimi ve Özürlü Çocukların Durumu

Erken çocukluk eğitimi genellikle formal okul eğitiminin başladığı dönemin öncesini ya da çocukların genellikle okula devam ettiği yaşın öncesini belirtmektedir. Okula devam yaşı yasal olarak 6 yaşından itibaren başlayan dönemi kapsamaktadır.Pratikte yaklaşık 5 ya da 4.5 yaşında olan çocuklar ilköğretim okullarına başlamaktadırlar.

İrlanda ‘da erken çocukluk eğitimine yönelik kamusal olanaklar çok sınırlıdır. Eğitim ve Bilim departmanı erken çocukluk eğitimi çalışmaları kapsamında özellikle özürlü ve özel gereksinimli çocukların pilot kaynaştırma projelerini hedeflemektedir.

Erken çocukluk eğitimi kapsamına ilköğretim okullarının anasınıfları da girmektedir. Bu konuda devlet okullarına özel bir fon tahsis edilmiştir. Bu fonun amacı okulların materyal ve donanımının satın alınmasına yardımcı olmaktır. Bağışın miktarı ihtiyaçlara bağlı olarak maksimum 2000 Euro’ya kadar ulaşabilmektedir.

“Ruthland Street “ Projesi

Bu proje1969 yılında oluşturulmuştur. Proje Dublin’deki ilköğretim okuluna okul-öncesi eğitimi eklemlemeyi kapsamaktadır. Bunun amacı küçük çocukların evden-ilköğretime geçişini kolaylaştırmaktadır.Bu amaç doğrultusunda düzenlenen müfredat yürürlüğe konmuş ve ebeveynler de okul öncesi eğitime katılım konusunda aktif şekilde cesaretlendirilmişlerdir. Ayrıca ailelere çocuklarına en iyi şekilde nasıl destek olabilecekleri konusunda kendi evlerinde danışmanlık hizmeti sağlanmıştır.

“Erken başlangıç” pilot programı eğitim sistemi içinde kendi potansiyelini geliştirememe riski olan çocukları hedef alarak eğitimsel dezavantajı ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

İrlanda ‘da 4 yaş altı özel gereksinimli çocuklar eğitim sistemi içinde önemli bir hedef gruptur. Eğitim ve bilim departmanı gezici öğretmen servisi görme ve işitme özürlü çocuklara 2 yaşından itibaren destek olmaya başlamaktadır. Sağlık çalışanları ve/veya gönüllü kişiler önemli derecede özürlü olan çocuklara hizmet vermektedirler. Bu hizmetler çocuk eğitim ve gelişim merkezlerinde verilmekte ve genellikle zihinsel özürlüler konusunda eğitimli öğretmen bakıcı ve klinik direktörler tarafından yürütülmektedir. Bu merkezlerde çoğu kez oyun terapistleri de çalışmaktadır.

Ana okulları, kreşler ve oyun grupları

Ana okulları, kreşler ve oyun gruplarından oluşan çocuk bakım/destek formları, Çocuk Bakım Yasasının gerekli kıldığı konular arasında yer almaktadırlar. Kamusal veya özel kurumlar olan bu merkezler aileler tarafından finanse edilmektedir.

İrlanda’ da çocuk bakımı konusuyla ilişkili olarak eğitim veren kurslar bulunmaktadır. “The Education Act 2000” bu konuda gerekli donanımın içeriğini ve kriterlerini belirlemektedir. Konuya ilişkin olarak 2001 yılı Şubat ayında bu yasa altında “İrlanda Ulusal Donanım Kuruluşu” kurulmuştur.

1991 “Çocuk Bakım Yasası” uyarınca sağlık kurulları okul öncesi eğitimine devam eden çocukların gelişiminden sorumludur. Okul öncesi eğitimiyle kastedilen anaokulları, oyun grupları, gündüz bakımevleri, kreşler ya da benzeri okul öncesi çocuklara hizmet veren merkezlerdir.

Çocuk Bakım Düzenlemeleri 1996 (Okul Öncesi Hizmetleri) 4 ya da daha fazla çocuğa okul öncesi hizmeti sağlayacak olan birey ya da organizasyonlara yerel sağlık kurullarına bu etkinliklerini bildirme zorunluluğu getirmektedir. Düzenlemeler, hizmet sağlayıcılar için yeterli alan, ve personel, kayıt tutma, ilkyardım ve güvenlik prosedürleri, materyal, donanım ve sigorta konularına ilişkin olarak minimum standartları koymaktadır. Sağlık kurullarından yetkililer bu standartlara uyulmasını sağlayıcı teftişler yapmaktadırlar.

Şu anda, hizmetlerin eğitim boyutu, eğitim ve personelin nitelikleri konusuyla ilgili hiçbir asgari standart bulunmamaktadır. “Çocuk Bakım Uzmanları Çalışma Grubu 2000” diğer tüm faktörlerin yanı sıra “ Avrupa Çocuk Bakım Çalışma Grubu” hedefi olan minimum % 60 oranında personelin en az 3 yıl direkt olarak çocuklarla çalışmış olması hedefini gerçekleştirmeye çalışmasını tavsiye etmektedir.

Fırsat Eşitliği Çocuk Bakım Programı

“Adalet, eşitlik ve yasal reform departmanı” tarafından desteklenen ve “Bölgesel Gelişim Yönetimince” dağıtımı yapılan program sosyal dışlamaya uğrayan ebeveynlerin eğitim ve istihdamının, “Çocuk bakım etkinliklerinin” dezavantajlı alanlarda desteklenmesiyle geliştirilmesini amaçlamaktadır. Bu yardım merkezi ödeneklerden karşılanmaktadır.

Bu departman ayrıca üyeler arasında eğitim ve standartları güçlendirmek ve çocuklarla ilgili kişileri daha iyi yapılandırılmış bir ağ içinde ilişkilendirmek amacıyla ulusal koruyucu teşkilatlara da yardım etmeyi amaçlamaktadır.

Risk Altındaki Çocuklar

Sağlık kurulları bakım evleri ve günlük bakım hizmetleri (gönüllülerce çalıştırılan) için ek kaynak sağlarlar.

Sosyal ve aile ilişkileri departmanı, kadın grupları, gönüllü organizasyonlar ve toplum için bazı projeler üzerinde çalışmaktadır. Ayrıca bu kuruluşlara finansal kaynak yaratma amacını da taşımaktadır. Bu kaynakların bir kısmı çocuk bakım ünitelerine verilmektedir. Departman ayrıca “Aile Kaynakları Merkezlerine” de fon sağlamaktadır. Bu merkezler çocuk bakım merkezlerinde ebeveynlerin yetişkin eğitimi destek programlarına kaynak sağlamayı amaçlamaktadır.

Erken Çocukluk Eğitiminin Geliştirilmesi İçin Hükümet Programı

“ Erken Çocukluk Eğitimi Beyaz Kağıdı” çocuğun doğumundan 6 yaşına kadar olan dönemi kapsar. Bu belge erken çocukluk eğitiminin çocuğun gelişim ve eğitim hedeflerini yüksek kaliteli bir erken eğitime doğru desteklemek, bunu özellikle dezavantajlı ve özürlü kesim ile onların özel gereksinimleri hedefine odaklanarak gerçekleştirmek ana kriteri üzerinden kurmaktadır. Bu konudaki rehber ilkeler şunlardır;
Erken eğitimin tüm yönleri kalite açısından desteklenecektir.
Devlet gerekli koşulları sağlayacak ve mümkünse düzenleyici bir çatı oluşturacaktır.
Uygulama, katılımcıların ilerde karşılaşılabilecek sorunlarla baş edebileceği şekilde adım adım gerçekleştirilecektir.
İlerleme, konsültasyonlar, diyalog ve katılım bakımından işbirliğiyle gerçekleştirilecektir.
“Beyaz kağıt” özel gereksinimli çocuğu olan aileler için erken desteği önerir. Bu aileler için erken eğitim uzmanına “ulaşabilir” olmalıdırlar. Bu uzman başlangıçta ailelere bir danışman olarak görev yaparken daha sonra öğretmen rolünü de üstlenir.
Erken eğitim hizmet sağlayıcıları devlet fonlarından yararlanırken belirlenmiş standartlara uymak zorundadırlar. İstenen standartlara sahip eğitim sağlayıcılar QE (Quality İn Education) bağlamında özel bir tanınma statüsüne sahip olabilirler. QE özgeçmiş, metodoloji, personel yeterlilik tanımlamaları gibi eğitim standartlarıyla ilişkilidir. Varolan çocuk bakım düzenlemeleri uygulanmaya devam edecektir.
Erken çocukluk eğitimi çalışmaları kapsamında, “Erken Çocukluk Eğitim Ajansı” kurulacaktır. Bu ajans aşağıda sayılan fonksiyonlara sahip olacaktır.
Eğitim departmanı ve “erken çocukluk şartı”nın yönetimi
QE’nin ve ilgili minimum kalite standartlarının geliştirilmesi
Materyallerin üretimi
Araştırma, geliştirme ve en iyi pratiğin yayılmasını sağlanması
Standartların yerine getirilmesinin kontrolü
Kaliteyi arttırma konusunda eğiticilere önerilerde bulunulması
Ailelere çocuklarına yardım edebilmelerini öğretmede yardımcı olabilmek için stratejilerin geliştirilmesi.

3.1.3. Birleşik Krallık’ta (UK) Özürlü Çocuklar İçin Erken Çocukluk Dönemi Eğitimi

1944 Eğitim Yasası, Eğitim Bakanlığının oluşturulmasını sağlayarak, Yerel Eğitim Otoriteleri (YEO)nin, özel eğitim tedbirleriyle zihinsel veya fiziksel özürlü öğrenciler için tedbir alınmasını güvence altına almıştır. 1945 Özürlü Öğrenciler ve Okul Sağlık Yönetmeliği 11 özürlü kategorisi belirlemiştir; tamamen görmeyen (kör), kısmen görmeyen, tamamen duymayan (sağır), kısmen duymayan, hassas/tehlikelere açık, diabetik, eğitim açısından ikinci derecede normal, epileptik, uyumsuz, fiziksel engelli ve konuşma bozukluğu olanlar. Bu aşamada tıbbi uygulayıcılar tanılama görevini üslenmişler ve çocuklar evlerinden ayrı okullara, en uygun hizmeti sunan yere yerleştirilmiştir.

1960’lı yıllarda Oyun Grubu hareketi, yerel gereksinimlere ve devlet tedbirlerinin eksikliğine direkt yanıt vermek üzere, ulusal olarak yaygınlaştırılmıştır. Bu gruplar, beş yaş altı ile ilgili konulara yönelik teşvik sağlamayı amaçlamaktadır.

1970 Eğitim (Özürlü Çocuklar) Yasası, özel gereksinim tedbirleri sorumluluğunu YEO’ne vermiş ve özel okullar;
orta derecede öğrenme zorlukları,
ağır derecede öğrenme zorlukları,
ağır derecede ikincil düzeyde zorlukları bulunan özürlü çocuklar için oluşturulmuştur.

Erken çocukluk dönemlerinde özel gereksinimi gözeten ilk referanslardan biri, 1976 tarihli yargı raporudur. Bu rapor gelişimsel çerçeve içinde erken yıllarda sağlık ve gelişimin zorluklarını erken biçimde tespit etmek gerekliliğini ortaya koymuştur.

Warnock Raporuu

1978’de ise Warnock Raporu, tüm “özürlü çocuklar ve gençler” için zamanında tedbir almayı mümkün kılacak şekilde konuyu detaylı olarak ele almıştır. Bu rapor özel gereksinim tedbirleri konusunu önemli biçimde değiştirerek daha sonraki mevzuata ışık tutmuştur. Bu rapor ayrıca tüm çocukların eğitim alma hakkı olduğunu, bu çocukların bir ya da daha fazla kategoriye koyulmasına karşı çıkarak özel gereksinimlerin sürekliliğini vurgulamıştır. Raporda, çocukların kısa-ve/veya uzun dönemli gereksinimleri olabileceği ve alınacak tedbirlerin değişimlere yanıt verecek şekilde esnek olması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Bu raporda değerlendirme metotları sadece IQ testinin kullanımının ötesine geçilerek detaylandırılmıştır. Gereksinime uygun en etkin tedbirin sağlanması için çeşitli metotların kullanılması öngörülmüştür. Raporda ayrıca ebeveyn katılımının özel gereksinimi olan çocuklar için hayati önemi olduğu da vurgulanmıştır. Çocuk eğer uygunsa farklılaştırılmış ders programı ile değerlendirilmelidir denmektedir.

Warnock raporu ayrıca özel okullardaki mevcut uygulamaların yansıması olarak entegrasyon nosyonunu da tartışmaktadır. Entegrasyonun üç biçimi bulunmaktadır;
Mekansal- Aynı yerde, özel tedbir ayrı biçimde varolarak. Fakat çocuklar kaynaştırılmış sınıfın bir parçası değildir.
Sosyal- Çocuklar kendi özel ünitesi/sınıfında öğretimde temel unsur olarak kalır. Fakat sanat, müzik, fiziksel eğitim gibi konularda kaynaştırma sınıflarında yer alır.
Fonksiyonel- Özel gereksinimi olan çocuklar kaynaştırılmış sınıfın tam üyesidir ve sınıf öğretmenleri eğitimleri için tam sorumluluğa sahiptir.

1981 Eğitim Yasası Warnock Raporunun temel prensiplerini tekrarlamış ve özel eğitim gereksinimlerini yasal ajandaya tam olarak yerleştirmiştir. Yasadaki temel noktalar;
YEO’ne özel eğitim gereksinimlerinin ortaya çıkarılması ve değerlendirilmesi sorumluluğu verilmiştir.
Çok disiplinli değerlendirmeler, Özel gereksinimlerinin resmi olarak değerlendirilmesine öncülük edebilir.
Gereksinim kategorilerinden çok bireysel gereksinimler üzerine yoğunlaşılmalıdır.
Özel gereksinimi olan çocuklar için tedbirler YEO’nin sorumluluğu haline gelmiştir.
Tüm engel kategorileri kaldırılmıştır.
Etkin ebeveyn katılımı yapılandırılmalıdır.
Entegrasyon, uygun olduğu her ortamda sağlanmalıdır.
Yasada özel eğitim gereksinimleri tanımları da bulunmaktadır;
Kendi yaşındaki çocukların çoğunluğuyla kıyaslanınca önemli ölçüde öğrenme güçlüğü bulunuyorsa,
Kendi yaşındaki çocuklara sağlanan genel eğitim donanımlarının kullanımını engelleyen bir özrü bulunuyorsa,
çocuğun öğrenme güçlüğü bulunmaktadır.

1989 tarihli Çocuk Yasası, çocuklarla ilgili eski kamu yasası ve özel yasayı bir araya getirerek çocukluk refahının önemini merkeze taşımıştır. Yasa ayrıca ailenin ve “ebeveyn sorumluluğunun” önemini güçlendirmektedir. Yasa “gereksinimi olan çocuk” tanımını yaparak yerel otoritelerin sağlaması gerekenleri belirleyerek gerekli olan her koşulda çocukların aileleri ile birlikte evde kalmalarının sağlanmasını gerektirmektedir.
Bu yasa ile çocuğun “gereksinimi olan” şeklinde kabul edilmesinin koşullarından bazılarını;
Kişinin sağlık ve gelişimi, gerekli tedbir ve hizmetler olmadan önemli derecede bozukluk taşıyorsa,
Kişi özürlüyse,
biçiminde belirlemiştir.
Çocuk Yasası ayrıca etkin çok disiplinli çalışma sistemi gerekliliğini belirtmektedir. Öğretmenler, okul sağlık servisi ve sosyal hizmetler departmanları, YEO ve sosyal hizmet departmanları arasında üst düzeyde iletişim gereksinimini açıkça tanımlamaktadır.

1988 Eğitim Reformu Yasası, temel ve esas konuların çerçevesini oluşturarak, özel eğitim gereksinimi olan çocukların gereksinimlerinin karşılanması konusunda yapılacak küçük değişiklikler için esneklik içeren Ulusal Ders Programı’nı getirmiştir. Yasanın temel konusu tüm çocukların geniş çaplı ve eşit ders programlarına eşit biçimde ulaşmasını garanti etmektir.

1990 Özürlü Ayrımcılığı Yasası, tüm okulların özel eğitim gereksinimi olan çocuklar için özellikle de fiziksel özürlü olanlar için kabul koşullarını taşımasını gerekli kılmıştır. Eğitim almak isteyen özürlünün gereksiniminin tanınmasını ve ailelere, öğrencilere daha fazla bilgilendirme yapmayı zorunlu kılar. Ayrıca okullar, özürlü öğrenciler için yaptıkları düzenlemeleri onlara açıklamak zorundadır. Bu yasaya göre YEO, özürlülere yönelik ileri eğitim olanakları konusunda bilgi sağlamak zorundadır.

1993’te Eğitim Yasası’nın 3. Bölümü, 1981 Yasası’nın uygulanmasıyla ortaya çıkan problemler ve konulara dikkat çekmiştir. 1981 Yasasının değişmesi gereken iki alanı şöyle yorumlanmaktadır. “Yasa tutarsız, yetersiz ve özel eğitim gereksinimi olan her çocuğun kaliteli bir değerlendirme almasını güvenceye alan ve belirlenen gereksinimlerin giderilmesi tedbirlerini içeren amaca hizmet etmemektedir.

1993 Yasası saptama ve değerlendirme hakkında rehberlik önermekte ve YEO ile kararları tartışmak için ebeveynlere olanaklar sağlayarak eğitim gereksinimleri mahkemeleri oluşturmuştur. Yasa 1981 Yasasını revize ederek şu değişiklikleri/eklemeleri getirmiştir;
Okullar, özel eğitim gereksinimi politikalarında yeni yaklaşımı yansıtmak zorundadır,
Ebeveynlere pozitif, etkin katılımcılar olma yönünde büyük sorumluluklar verilmelidir.
Bağımsız yargı sistemi kurulmalıdır.

1994’te Uygulama Kod Rehber Dokümanı oluşturularak, 1993 Yasasıyla oluşturulan sorumluluklar ayrıntılandırılmıştır. YEO ve uygulayıcılarına özel eğitim gereksinimleri tedbirleri konusunda oldukça açık ve belirli rehberlikler sunulmaktadır. Bunlar;
Özel eğitim gereksiniminin tespiti,
Özel eğitim gereksiniminin değerlendirilmesi
Özel eğitim gereksiniminin mevcut durumuyla sonuçlanan beş-basamaklı bir yeni değerlendirme süreci
İlerleme ve tedbirlerin düzenli olarak gözden geçirilmesi
Özel eğitim gereksinimleri koordinatörünün tanıtımıdır.

Uygulama Kodu Dokümanında 5. Bölüm, beş yaşın altındaki çocuklarla ilgili tedbirleri belirterek, erken tanılama ve müdahalenin çok disiplinli bir çerçeve içinde olmasının felsefesini desteklemektedir. Tüm okulların ve kayıtlı erken çocukluk dönemi hizmet sağlayıcılarının Uygulama Kodu Dokümanında verilen rehbere bağlı kalması beklenmektedir. Çocuğun yapılan müdahaleye verdiği cevaba bağlı olarak değişikliklerin yapılması da bu kapsamdadır.

Erken çocukluk dönemi hizmet sağlayıcıları, özel eğitim gereksinimleri için politika dokümanı hazırlayarak, şunları sağlaması beklenmektedir;
Tüm aileler bu dokümanlar hakkında bilgi sahibi olacak,
Tüm çalışan personel özel eğitim gereksinimleri tedbiri konusunda bilgi sahibi olacak,
Özel eğitim gereksinimi olan çocuklar ve aileleri ile çalışan birimler birbirleri hakkında bilgi sahibi olacak.
Çalışan personel için eğitim programları ülke çapında oluşturularak YEO veya Okul Öncesi Oyun Grubu Birliği aracılığıyla, tüm çocukların gereksinimlerini karşılamak üzere geliştirilmiştir.
Özel Eğitim Gereksinimleri Koordinatörünün yeni görev ve sorumlulukları ise şöyle özetlenmektedir;
Okulların özel eğitim gereksinimi politikalarının uygulanmasında günü gününe sorumluluk almak,
Öğretmenlerle iletişim kurmak ve onlara danışmanlık yapmak,
Özel eğitim gereksinimi olan öğrenciler için alınacak önlemlerin koordinasyonunu yapmak,
Okulun özel eğitim gereksinimi kayıtlarını sürdürmek ve özel eğitim gereksinimi olan öğrencilerin kayıtlarını kontrol etmek,
Ebeveynlerle iletişim kurmak,
Personeli eğitim hizmetlerinde desteklemek,
Dış birimlerle iletişim kurmak.

Okul öncesi eğitim hizmeti verenler bir Özel Eğitim Gereksinimleri Koordinatörü (ÖEGK) çalıştırmak zorundadır. ÖEGK aslında yasadan önce de okul öncesi eğitim veren kurumlarda çalışmaktaydılar ancak bunlara yeni ek sorumluluklar verilmiştir.

Uygulama Koduyla detaylandırılan ve çocuğa doğumundan itibaren uygulanan değerlendirmenin, özel eğitim gereksinimi olan çocuğun 0-2 yaş aralığında belirlenmesi pek beklenen bir şey değildir.

5 aşamalı değerlendirme özetle şunları içermektedir;

1. Aşama: Sınıf ya da konu öğretmeni çocuğun özel eğitim gereksinimlerini belirler veya kaydeder ve okulun ÖEGK’ne bilgi verir.

2. Aşama: Okulun ÖEGK bilgi toplama sorumluluğunu yerine getirir ve çocuğun özel eğitim tedbiri için gerekli koordinasyonu yapmak için öğretmeniyle birlikte çalışır.

3. Aşama: Öğretmen ve ÖEGK, okul dışından bir uzman tarafından desteklenir.

4. Aşama: YEO, resmi bir değerlendirme ve eğer uygunsa çok disiplinli bir değerlendirme üzerinde çalışır.

5. Aşama: YEO, özel eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi konusunda çalışır ve eğer uygunsa bir düzenleme yapar, tedbirin izlenmesi ve takibini yerine getirir.

Son karar ebeveyn de dahil edilerek ve çocukla ilgili tüm uygulayıcılardan bilgi toplanarak çok disiplinli bir değerlendirmenin sonucunda oluşturulur.

Revize edilmiş Uygulama Kod’undaki önemli bir değişiklik, erken yıllarda tespit etme, değerlendirme ve tedbir alınmasıyla ilgili bölümdür.

2001 tarihli Özel Eğitim Gereksinimleri ve Özürlü Ayrımcılığı Yasası eğitim alanında daha fazla değişimi de içermektedir ve 2001 Özel Eğitim Gereksinimleri Uygulama Kodu da bu doğrultuda yenilenmektedir.

Yeni Uygulama Kodu ise şu değişiklikleri kapsamaktadır;
Özel eğitim gereksinimi olan çocuk kaynaştırma eğitimine katılma hakkına güçlü bir biçimde sahiptir.
YEO’ne özel eğitim gereksinimi olan çocukların ebeveynlerine tavsiye ve bilgi sunacak hizmetlerin sağlanması için düzenleme yapma görevleri verilmiştir.
Okullar ve ilgili kreş eğitimi veren yerlere, çocuklara özel eğitim tedbiri uygulanan velilerin bilgilendirilmesi konusunda yeni görevler verilmiştir.
Okullar ve ilgili kreş eğitimi veren yerlere, çocuğun resmi olarak değerlendirilmesinin yapılmasını isteyebilme hakkı verilmiştir.
Erken çocukluk dönemindeki çocuklarla çalışan uygulayıcıların bilgilerinin güncellenmesi, yeni rehber dokümanları anlayabilmeleri ve yeterli biçimde uygulayabilmeleri için ek eğitimlere gerek duyduğu belirtilmektedir. Kapsamlı ulusal bir eğitim sisteminin sağlanabileceği de vurgulanmaktadır.

2001 tarihli Özürlü Ayrımcılığı Yasası Uygulama Kodu Taslağı Özürlüleri eğitime ulaşmalarında ayrımcılığın engellenmesi hakkında eğitim kurumlarına rehberlik sunmaktadır. Kod, özürlü öğrencilere yönelik ayrımcılığın engellenmesi için iki temel görev ortaya koymaktadır;
Özürlü öğrencilere olması gerekenden daha az uygun ve faydalanıcı olarak davranılmaması,
Özürlü öğrencileri sürekli olarak dezavantajlı sınıfına sokulmaması için makul ayarlamalar yapmak.

UK’da kullanılan ve ebeveynlere yönelik çeşitli uygulamalı örneklerin anlatıldığı “Özel Eğitim Gereksinimleri Ebeveynler İçin Kılavuz” dokümanları hazırlanmıştır.

3.2. ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON

3.2.1. Almanya'da Zihinsel Ve Bedensel Özürlülerde 8 Yıllık Eğitim Modeli

Alman eğitim sisteminde sorunları ne olursa olsun (zihinsel, bedensel) her çocuğun 12 yaşına kadar okula devam etme zorunluluğu vardır. 1-4’üncü sınıflar temel sınıflardır (Grundschule). 5-6’ıncı sınıflar oryantasyon sınıflarıdır (Orientierungstuffe). Burada çocukların 7 - 1O’uncu sınıflar için hangi okullara yönlendirileceğine karar verilir. En başarılı öğrenciler Gymnasium'a, orta düzeydekiler Hauptschule'ye başarı düzeyi düşük olanlar ise Realschule'ye gönderilir. Gymnasium'a veya Hauptschule'ye devam edenler oradan üniversiteye gitme şansını elde ederler. Realschule'ye gidenler ise oradan meslek liselerine yönlendirilirler. Özürlülerin eğitimi Sondernschule'lerde yapılır. Psikolog, özel eğitimci, doktor, öğretmen, okul müdürü, okul psikologu, sağlık bakanlığından bir temsilci, öğrenciyi kabul edecek okulun bir temsilcisi, o güne kadar kendisiyle ilgilenen terapisti (varsa fizyoterapisti),okulun aile birliğinden bir temsilciden oluşan bir ekip, ailenin kararıyla çocuğa test uygular. Bu test sonucunda çocuğun hangi okula gideceğine karar verilir. Sondernschule'ye devam eden bu bireylere de mesleki eğitimden yararlanma imkanları sağlanmıştır.

Özel eğitimde normalizasyon temel ilkedir. Özürlü olmayan bireylere sunulan olanaklar onlara da sunulmaktadır. Bu okul sistemi 16 eyalette de aynı yapıyı korur. Bu sistemde zeka , öğrenme, davranış bozukluğu olanlar ve uzun süre hastanede yatan bireyler için özel okullar vardır. Ayrıca duyu bozukluğu, konuşma ve işitme bozukluğu ve bedensel yetersizliği olanların eğitildiği okullar da bulunmaktadır. Eğitimde kaynaştırma programı da uygulanır.

Kaynaştırma sınıflarına devam eden özürlülere destek eğitimi verilir. Ayrıca ailelerin eğitildiği Aile Danışma Merkezleri bulunmaktadır.

Verilen eğitimde özürlülerin mümkün olduğunca sosyal yaşama katılımı sağlanır. Her özürlü özrünün türü ve derecesi ne olursa olsun pedagojik olarak verilecek desteklerden yararlanmalıdır. Özel yöntemlerle özürlülerin kapasitelerini arttırmak mümkün olabilmektedir. Böylece özürlülerin yaşamı daha anlamlı kılınabilir. Bu sistem, özürlü öğrencilerin merkezde kalma süreleri, eğitim programlarının ve çalışan personelin niteliği gibi faktörlere bağlıdır. Bunların hepsi sistemin devamlılığını sağlayan mekanizmalardır.

Eğitimin asıl amacı özürlü kişinin yaşam boyunca kendi kendine yetebilmesini sağlayacak becerileri kazandırmaktır. Bunun içine toplumsal aktivitelere katılmak, iletişim becerileri, sosyal etkileşim ve duygusal gelişim de girer. Bunların yanısıra akademik beceriler de kazandırılmaktadır. Özürlü kişinin kapasite ve becerilerinin belirlenebilmesi için eğitim ortamında ve günlük yaşamında da gözlenmesi gerekir. Okul içinde uygulanan program pratiğe yöneliktir. Öğretilen herşey aynı zamanda uygulatılır. Çocuğun belli bir alandaki becerisini başka alanlara genellemek yanlış bir çıkarımdır. Bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlanırken kişinin öğrenme kapasitesi ve hızı dikkate alınmalıdır. Öğrenilen beceriyi tekrarlatmak, öğrenmeyi pekiştirici rol oynar, aynı zamanda işlemi hızlandırır. Çocuk ayrı ayrı alanlarda değerlendirilip, yeteneklerine ve kapasitesine göre program hazırlanır. Örnek olarak beden dili ve ses kullanarak harflerin karşılıkları öğretilebilir. Özellikle günlük yaşamda karşılaşabileceği tehlikeler ve olaylarla ilgili kelimeleri, iş yerindeki makinelerin üzerindeki yazıları okuyup anlayabilmesi çok önemlidir. Özel eğitim doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreci kapsar. Mesleki eğitim de bunun önemli bir parçasıdır. Zihinsel özürlü insanların toplum yaşamına tam katılımının sağlanabilmesi için gereken becerilerin özel eğitim süresince kazandırılması amaçlanmaktadır. Kişiye özel yaklaşım olmadığı sürece eğitimde başarıdan söz edilemez. Sosyal yaşama katılabilmek özürlü birey için çok önemlidir. Bu tip yaklaşımlar bireysel ve kişisel gelişimi destekler ve sosyal yaşama adaptasyonu arttırır.

Eğitim programı kapsamında günlük yaşama yönelik becerilerin öğretilmesi önemli yer tutar. Eğitim programındaki dersler birbiriyle bağlantılıdır. Örneğin yemek pişirme dersi için gereken alışveriş yine çocuklar tarafından başka bir derste yapılır. Bir derste daire çizdirilirken, yemek pişirme dersinde dairesel bir şekilde kepçe ile yemeği karıştırmaları sağlanır. Bütün bunlar yapılırken aynı zamanda ince motor becerileri, el göz koordinasyonu da geliştirilir. Verilen eğitim sonunda bireyin öğrenme kapasitesi arttırılırken, kendini bağımsız ve özgür hissetmesi sağlanmış olur. Bu yaşamsal faaliyetlerin öğretilmesi eğitim programının iskeletini oluşturur. Okulda öğretilenler dışarıda mutlaka kullanılmalıdır.

Eğitim yaşamın her anını kapsayan bir süreç olarak düşünülmektedir. Kavramlar yaşamdan soyutlanarak öğretilemez. Özellikle yemek dersinde, yemek pişirmenin yanında motor aktiviteler, tat-koku alma, algılama, masada yemek yeme kuralları, insanların tepkilerine karşı doğru davranışlar bir bütün olarak düşünülür. Yaşamın her alanında mümkün olduğunca bağımsız kılmak amaçlanır. Derslerin hepsinde işlenen konuların birbirleriyle bağlantılı olması gerekir. Merkezdeki her on öğrenciye bir sınıf öğretmeni, formasyon almış eğitimci, bir de bakıcı düşmektedir.

Öğrenme kişilikle bağlantılıdır. Örneğin bir çerçeveyi duvara asmak için, verilen süre içerisinde bu işi nasıl çözümleyeceği özürlü bireye bırakılır. Böylece sorun çözümleme ve konsantrasyon becerisi geliştirilir. Bu sistemde eğitim programı çocuk merkezlidir. Eğitim programı çocuğun özelliklerine göre planlanır. Klasik eğitim sisteminde ise durum bunun tam tersidir.

Bu özel okullarda ulaşılması gereken belirli hedefler vardır. Uygun bireysel analizlerle eğitim aşamaları planlanır. Örneğin konuşma bozukluğu olan bireylere farklı tekniklerle kendilerini ifade edebilme becerisi kazandırılır. Konuşması anlaşılmasa bile konuşma isteği onda güven duygusu uyandırır. Konuşma aynı zamanda düşünmeyi de geliştirir. Düşünmek içsel konuşma olarak da kabul edilebilir. Konuşamayan çocuğun düşünme yetisi ilerdeki olası konuşma becerisini geliştirir. İçsel konuşma kişinin düşünme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olur. Bu konuşma şekli, iletişimi sağlamasa bile bireyin öğrenme kapasitesini arttırabilir. Sınıf içerisindeki bireylerin sosyal iletişimlerine de yardımcı olur.

Bu sistemde eğitici kadronun işbirliği ve etkileşim içinde olması çok önemlidir. Ayrıca bu sistemde öğrenciler ders programlarına katkıda bulunabilirler. Dersler yaşamdan örneklerle doludur. Örneğin kardan adam kış aylarının, kozalak boyama sonbaharın ders konusu olarak işlenir ve derste işlenenler daha sonra gerçek yaşamda gezilerle pekiştirilir. Süreklilik ve tekrar kişinin kendine güvenini arttırarak, bağımsız yaşayabilmesini sağlar.

Her çocuk için ayrı ayrı düzenlenen gelişim formuna eğiticiler ve aileler görüşlerini ve gözlemlerini kaydederek çocuktaki gelişmeyi rapor ederler. Bu formda çocuğun sosyal, iş-uğraş, akademik ve uyum becerilerinin düzeyi yer almaktadır. Değerlendirme sonucuna göre çocuğun eksiklikleri ya da yeterlilikleri rahatça anlaşılabilir. Bu forma dayanılarak yakın ve uzak hedefler gerçekçi bir şekilde tespit edilir.

Bireysel eğitim programları da bu formlara dayanılarak hazırlanır. Derslerde çocuklara değişik ortam ve koşullarda kullanabilecekleri bilgi ve beceriler öğretilir. Çocuk normal gelişim normlarına göre değil, kendi gelişim düzeyine göre değerlendirilir. Program özürlü bireyin sosyal yaşama katılabilmesi oranında başarılı sayılır.

3.2.2. ABD’de Özürlü Çocukların Egitimi ve Özürlüler Eğitim Yasası

(IDEA)

Amerikan toplumunda özürlü bireyler son 25 yıldır, kurumların, hastanelerin, evlerinin kapalı kapılarının ardına çıkmaya başladılar. Toplumun diğer üyelerinin faydalandığı; okula devam etme, iş bulma, arkadaşlık ve toplum içinde yaşama gibi hak ve ayrıcalıklara ulaşmaya çalışmışlardır.

Bu değişimlerin çoğu federal yasa, örneğin bölüm 504 Rehabilitasyon Eylem 1973, Özürlüler Eğitim Yasası (IDEA), ve Amerikan Özürlüler Yasası (ADA, 1990) nın sonuçlarıdır.

Bu yasaların her biri yetişkin ve çocuk özürlüleri izole eden ve ayrımcılığa neden olan fiziksel ve psikolojik engelleri aşmaya yarayan temel dokümanlar olmuştur.

1970'lerin başında, birkaç eyalette özürlü çocukları bulunan aileler, çocuklarının eğitimlerini sağlayabilmek için davalar açmaya başlamışlardır.

Bu davalardan PARC V. Pennsylvania (1971) and Mills v. Coumbia Bölgesi Eğitim Kurumu (1972) davaları, Bütün Özürlü Çocukların Eğitimi Yasasında önemli rol oynamışlardır. (EAHCA), IDEA' dan önceki yasadır.

EAHCA 1976' da yürürlüğe girdiğinde Amerikan Kongresi tarafından tespit edilen sayıya göre, Amerika'da 8 milyondan fazla özürlü çocuk bulunmaktaydı. Bu çocukların yarısı kendilerine uygun bir eğitimden yararlanamıyorlardı. 1 milyonu ise hiçbir şekilde eğitim olanağından faydalanamıyordu. Bununla birlikte düzenli eğitimde başarısız olan özürlülüğü tanımlanmamış pek çok çocuk vardı.

EAHCA; eyaletleri, özürlü çocukları en az bir kısıtlayıcı ortamda 21 yaşına kadar ücretsiz uygun bir özel eğitim almalarını, eğitim süreçleri boyunca onlara gerekli olabilecek hizmetlerden yararlanmalarını sağlamakla yükümlü kılmıştır.

Yasa, öğrencileri ve aileleri koruyan önlemler için, eyalet ve okul sistemlerinin işlemlerinde bazı prosedürler yerine getirmesini istemişlerdir.

Yasanın uygulanabilmesi için; Kongre, özel eğitim alan her çocuk için gerekli bireyselleştirilmiş eğitim planlarının geliştirilmesi ve her çocuğun bu planlar çerçevesinde eğitim almalarını sağlayacak bir sistem geliştirmiştir. IEP (Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı) çocuğun eğitiminde temel oluşturan ve onun ihtiyaçlarına dayalı geliştirilmiş yıllık ve kısa vadeli amaçları kapsar. Programın devamını sağlarken eyaletler, EAHCA' de belirtildiği gibi, çocukların ortamını onları en az kısıtlayan şekilde oluşturmalılardır. Ayrıca, IEP normal eğitimde başarılı olamadığı zamanlar hariç, normal eğitime devam edilmesini bunun da yardım ve hizmetlerle desteklenmesini vurgulamaktadır. Yasa bu ek yardım ve hizmetleri açıklamamış olmakla birlikte sınıfta bire bir yardım, sınıfın fiziksel düzenlemeleri, teknoloji, araçlar ve program değişikliklerini içeren örnekler vermiştir.

EACHA, özürlülerin özel eğitimlerini sağlamak için çeşitli önlemler, prosedürler getirerek, okul kapılarını özürlülere açmada son derece önemli olmuştur. Bununla birlikte, Birleşmiş Eyaletler Baş Mahkemesinin ilk EAHCA düzenlemelerinde, çocuğun okula başlamasından sonra belirli bir sonuca ulaşmasını garantileyen bir amacı bulunmuyordu. Özel eğitim ve iş ve uğraş tedavisi, sağlık hizmetleri, konuşma terapisi ve psikolojik danışmanlık gibi ilgili hizmetler almaya başlayan özürlü çocuklar 18-21 yaşına kadar ve bağımsız, verimli yaşamalarını sağlayacak okula gerekmedikçe ayrılmamaları öngörülmüştür. Gerçeği ifade etmek gerekirse, ağır duygusal ve öğrenme güçlüğü olan bir çok çocuk okulu başarılı bir şekilde bitirememiştir.

EACHA bir çok kez yenilenmiştir; yürümesi geciken çocukların özel eğitim programları almaları için mücadelelerinde mahkeme giderlerinin, avukat paralarının temin edilmesi, yeni hizmetlerin sağlanması, geçiş programları veya belirli özür türleri için özel eğitim hizmetlerinin geliştirilmesi (travmatik beyin yaralanmaları ve otizm) ve özürlülük terimlerinde değişim örneğin; 'handicap' engellilik kelimesi yerine 'disability' özürlülük kelimesinin kullanılması gibi düzenlemeler yapılmıştır. 1990 yılında yasanın ismi IDEA şeklinde değiştirilmiştir.

En önemli ve iddialı değişiklikler 1997 yılında yapılmıştır. Kongre, bu değişiklikleri yaparken Amerikan Toplumunun bu konuda ne kadar yol aldığı ve özel eğitimin, bütün bir eğitimin parçası olduğundan yola çıkarak şu tespitlerde bulunmuştur;

Özürlüler için yüksek beklentilere sahip olmak ve programların genel eğitim programlarına uygunluğunu gözetmek.
Çocukların okul ve evlerindeki eğitim süreçlerinde ailelerin de katılımlarını, katkılarını sağlamak, ailenin bu süreçteki rolünü güçlendirmek.
Belediye, eyalet ve federe okulların, IDEA ile koordine şekilde çalışmalarını geliştirmesi ve özel eğitimin çocukların gönderildikleri bir yer olmaktan öte onların bulundukları yerde alabilecekleri bir hizmet haline gelmesini sağlamak.
Normal eğitimde özürlü çocukların da devamını sağlayacak hizmetler ve yardımcı teknolojilerin geliştirilmesini sağlamak.
Yüksek kalite için profesyonel gelişimi desteklemek.
Özel eğitim alanındaki öğretmenlerin sayısını artırılmasını sağlamak.

Kongrenin bu bulguları oldukça önemlidir. Çünkü, özel eğitimde düşük beklentiler ve yetersiz profesyonel eğitim, eğitimsel gelişmede engel olmaktadır. Ayrıca özel eğitim, tüm eğitim sistemlerinin bir parçası olarak görülmelidir. Bu yüzden eğitim reformlarına özel eğitimin de dahil edilmesi önem taşımaktadır. Kongrenin bu bulguları önemlidir çünkü, ailenin, profesyonellerin ve toplumun birkaç yıllık süreçte öğrendiklerini ve kaynaştırılmalı eğitimden kazandıklarını yansıtmaktadır.

1997'deki değişiklikler IEP' yi güçlendirerek onu çocuğun eğitiminin ana parçası yapmıştır. Disiplinler arası bir ekip çocuğun içinde bulunduğu bütün şartları gözetmek ve dikkate almak durumundadır. Örneğin; çocuğun işitme kaybı varsa iletişimde olumlu davranış desteği ve stratejiler geliştirmek ya da arkadaşlarında farklı olarak öğrenmede bazı güçlükleri varsa hizmet ve teknoloji takviyesinde bulunmak ya da yetersiz İngilizcesini dikkate almak, kör veya az gören biri için ekip aksi bir karar vermedikçe braille öğrenmesini sağlamak gibi.

1997'deki değişikliklerle IDEA, normal bir sınıfta çocuğun eğitimini sağlamak için destek programları ve okul personeli için gerekli hizmetleri de içine almıştır. Bu hizmet ve destekler her zaman okul personeli için uygun değildir. Bu gibi destek programları hazırlanırken, personel çocuğu izole etmeden, diğer çocuklardan ayırmadan eğitme bilincine sahip olmalıdır.

Özürlü öğrencilerin sayısını artırma çabasını güden IDEA 1997'de eyalet ve belediyeler bazında öğrencilerin eğitime katılımını zorunlu hale getirmiştir. Eyaletler bunun için normal eğitime katılamayan özürlüler için alternatif test programları hazırlamalılar ve bununla birlikte geçiş programları mümkün olan en küçük yaşta başlatılmalıdır.

1997' de değişikliklerle ilk kez özürlü öğrencilerin disiplini yer almıştır. Okul sistemlerinde özürlü çocukların yer değiştirmelerinde daha esnek iken özürlü çocukların ayrımcılığa tabii olmamaları için IDEA bir seri önlem almıştır. Okulundan ayrılan çocuk, ücretsiz uygun bir kamu eğitimi hakkına sahiptir. Bununla birlikte alternatif düzenlemeler yapılabilir; çocuğun okulundan ayrılmasına sebep olan davranışlarını en aza indirgemek ve yok etmek için bireyselleştirilmiş eğitim planının uygulanması gereklidir (IEP).

IDEA, bir çok diğer Amerikan yasası gibi, bir çok parçaya bölünmüştür, 23 yıllık yasal süreç çelişkilerden ve mahkemelerle geçen; özürlü çocukların ücretsiz, uygun özel eğitimlerini sağlamak için yetersiz, küçük bütçelerle verilen mücadelelerden oluşmaktadır. Birleşmiş Eyaletler Baş Mahkemesi tarafından 1999 yılı başı ve ortalarında başlangıçta IDEA'da yer almayan okulda sağlık hizmetleri ve tıbbi hizmetler değerlendirmeye alınmıştır. Daha sonrası için getirilmiş yenilikler için gerekli düzenlemeler, prosedürler oluşturulması gereklidir. Ayrıca, bazı özür türleri için nasıl bir özel eğitim olacağı tartışmaları devam edecektir. IDEA'nın gerekli gördüğü şartlar belediyeler, eyaletler ve federal bazda tartışılmaya devam edecektir çünkü, tam anlamıyla her yerde uygulanamayan bir yasanın yararları da tam anlamıyla kavranamayacaktır. İnsan hakları ile ilgili bir çok yasanın kendinden kaynaklanan yaptırım gücü dışında hedef grubu tarafından aktif destekle gerçekleşebileceği bir gerçektir. Bunun için özürlü çocuklar ve ailelerinin IDEA'nın gerçekleşmesinden sorumlu bütün kurumları, işlerini verimli bir şekilde yapmaları için izlemeleri gereklidir. Yasayı takip etme ve zorlama, bu çabaların en önemli anahtarlarıdır.

Özel eğitim konusunda bazı çelişkiler bulunmakla birlikte, IDEA milyonlarca özürlü çocuğun, diğer özürlü olmayanlarla birlikte okul ortamını paylaştırmalarını mümkün kılmıştır. Özel Eğitim gerçekten 'özel'dir çünkü, zaman içinde çocukların; arkadaşları, komşuları, kuzenleri, kardeşleri, ablalarının yaptıklarını onların da yapmalarını ve okula devam etmelerini, öğrenmeyi, oynamayı, kendilerini gerçekleştirmeyi, eğitimli vatandaşlar ve toplumun değerli üyeleri olmalarını sağlamıştır.

4. Bölüm

ÖNERİLER

4.1. TIBBİ TANILAMAYA YÖNELİK ÖNERİLER

18 Mart 1998 tarih ve 23290 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporu Hakkında Yönetmelik” e göre Yasaya uygun olarak sağlık kurulu raporlarında sadece tıbbi tanılama yer almalı ve eğitsel yerleştirme ile ilgili kararlar yer almamalı,
Eğitim ihtiyaçları farklı bir ekiple belirlenmeli, özürlü bireyin hangi eğitim programından yararlanacağı kararı, eğitsel değerlendirme için yapılandırılmış bu ekipler tarafından yapılmalı,
Özürlü bireyin eğitsel programının hazırlanmasına temel oluşturacak nitelikte tıbbi değerlendirme verileri raporda ayrıntılı olarak yer almalı,
Risk ve gelişim geriliğinin erken dönemde belirlenebilmesi için tıbbi tanılama ekibinde yer alan personel hizmet içi eğitimden geçirilmeli,
Aileye tıbbi tanı ile ilgili ayrıntılı sözlü ve yazılı açıklamalarda bulunulmalı, aileleri bilgilendirme ve yönlendirmeyle ilgili hastanelerde bir birim oluşturulmalı,
İlgili sağlık personeli özürlü birey ve aileleri ile iletişim, bilgilendirme ve yönlendirme konularında hizmet içi eğitimden geçirilmeli,

Her özürlü birey ve ailesi tıbbi tanılamadan hemen sonra eğitsel tanılamasının yapılabilmesi için yönlendirilmeli,
Tanılamanın mümkün olduğunca erken yaşta yapılması için tarama programları geliştirilmeli, her yeni doğan çocuğun tarama programından geçirilmesi zorunlu hale getirilmeli,
Hastane ortamında tanı koymaya yardımcı olmak amacı ile yapılan psikolojik ve gelişimsel test uygulamalarında test ortamı ile ilgili, bireyin özürünü ve duygusal durumunu dikkate alan fiziksel düzenlemeler yapılmalıdır.

Özel eğitimde etkili tanı ve değerlendirme, tıbbi tanılamanın yanında, eğitsel ve psikolojik değerlendirmelerin yapıldığı bir süreçtir. Bu nedenle Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile özel özel eğitim kurumları ve rehabilitasyon merkezleri düzeyinde birimler oluşturularak eğitsel tanı, izleme ve değerlendirmelerin yapılması ve bu işlemlerin süreç halinde ele alınması gerekmektedir.

4.2. EĞİTSEL TANILAMAYA YÖNELİK ÖNERİLER

573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğindeki eğitsel tanı ve değerlendirmede yeni yaklaşımlar ve uygulamalar konusunda alanda çalışan ve ekipte yer alacak kişiler olanaklar doğrultusunda hizmet içi eğitimden geçirilmeli,
Yönetmeliklerde belirtildiği gibi ilk eğitsel tanı ve değerlendirme Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde yapılmalı,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde özel eğitim hizmetleri yönetmeliğine uygun olarak çoklu disipliner yaklaşımlı eğitsel tanı ve değerlendirme ekibi oluşturulmalı ve uygulama kısa süre içerisinde yaygınlaştırılmalı,
Eğitsel değerlendirme ekibinde bulunan kişilerin görev ve sorumluluklarının tanımı yapılmalı,
Eğitsel değerlendirmeleri yapacak personel özürlü bireyin özelliklerine uygun eğitsel değerlendirmeyi yapacak şekilde bilgi ve beceri ile donatılmalı ve ekipteki sorumluluğunu konu alan hizmet içi eğitime tabi tutulmalı,
Tüm özel özel eğitim kurumlarına başvuran bireylerin başlangıç değerlendirmesi, gereksinim duyduğu özel eğitim hizmetlerinin belirlenebilmesi ve bireyselleştirilmiş eğitim programlarının hazırlanabilmesi için çoklu disipliner yaklaşım ile kurumlarda bir ekip oluşturulmalı ve eğitsel gelişimin izlenmesi ve değerlendirilmesi de bu ekibin sorumluluğunda olmalı, tüm özel eğitim ve rehabilitasyon kurum ve kuruluşlarında oluşturulan bu ekip Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile iş birliği halinde çalışmalı,
Eğitsel tanılama süreci içinde bireyin; yeterli-yetersiz olduğu yönleri, uyumsal özellikleri, eğitsel gereksinimleri aile çevresinin özellikleri, ailenin gereksinimleri de dikkate alınarak değerlendirilmeli,
Kurum performans düzeyinin ve gereksinimlerin belirlenebilmesi için uygun gözlem formları geliştirebilmeli, bireyin ailesinin veya sosyal çevresinin kişisel görüşlerinin alınabilmesi için değerlendirme formları oluşturmalı, gerektiğinde Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile iş birliğine giderek destek almalı,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde her özür grubuna ve çoklu özre sahip bireylere göre geliştirilmiş testler ve değerlendirme materyalleri geliştirilmeli ve uzmanlar bu materyalleri uygulayabilecek şekilde hizmet içi eğitimden geçirilmeli,
Eğitsel tanı ve değerlendirmede kullanılan formal değerlendirme araçlarının kullanımı bu konuda uzmanlaşmış psikologlar tarafından yapılmalı,
Psikolojik testlerin uygulandığı mekan fiziksel ve araç-gereç donanımı yönünden test ortamına uygun hale getirilmeli,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri, özel eğitim kurum ve kuruluşları, hastaneler ve aile arasında iş birliği ve eş güdüm sağlanmalı,
Kurumlar arası destek hizmetlerin alınmasını sağlayıcı mekanizmalar oluşturulmalı, kurumun gerektiğinde alabileceği odyolojik hizmetler, sosyal çalışma hizmetleri, psikolojik hizmetler, fizyoterapi ve meşguliyet terapisi gibi hizmetler veren ilgili servisler kurulmalı, oluşturulabilecek
Eğitsel tanı ve değerlendirmenin belli bir süre içinde yapılması kurala bağlanmalı, (diğer ülke yasalarında olduğu gibi 30 gün sınırlaması getirilebilir) bu süre içerisinde birey eğitim hizmetinden yoksun bırakılmamalı,
Özürlü bireyin hangi sürelerde yeniden değerlendirileceği Rehberlik Araştırma Merkezlerince karar verilmeli ve yapılacak devlet yardımı kriteri de bu merkezin vereceği rapora göre düzenlenmeli, bu merkezlerde görev yapacak personel nitelik ve nicelik yönünden desteklenmeli, ayrıca gerekli malzeme ve araç gereç donanımındaki gereksinimleri tam olarak sağlanmalı,

4.3. YERLEŞTİRME VE İZLEMEYE YÖNELİK ÖNERİLER

Özel özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine açılış izni veren Milli Eğitim Bakanlığı ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, kurum açılış ve kayıt kabul koşullarında benzer uygulamalar ve düzenlemeler yapmalı,
Grup eğitimi alması uygun görülen özürlü bireyler, eğitim ortamlarına yerleştirilirken oluşturulan gruptaki bireylerin özel eğitim gereksinimleri ve performans düzeyi gibi özelliklerinin benzer olmasına dikkat edilmeli,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nce kaynaştırma programından yararlanması uygun görülen özürlü bireylerin yerleştirileceği sınıfların kapasitesine, fiziksel donanımına, eğitim ortamlarına, personel sayısına ve niteliğine dikkat edilerek yerleştirme yapılmalı,
Özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti veren tüm kuruluşlarla ilgili bilgiler Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı'nda toplanmalı, güncelleştirilmeli, gerektiğinde ilgili kurumlara ulaştırılabilmeli,
Kaynaştırma programına yerleştirme kararı alınan bireylerin yerleştirildikleri eğitim merkezinde/okulundaki eğitimciler konu ile ilgili bilgilendirilmeli,
Kaynaştırma okullarına yerleştirilen ve ayrıca özel özel eğitim kurumlarında destek eğitim alan bireyler için Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile kurumlar ve okullar arasında gerekli iş birliği ve eş güdüm sağlanmalı,
Kurumlara yerleştirilen özürlü bireyler için hazırlanan eğitim hedeflerine ulaşılabilmesi için izleme ve değerlendirme ölçütleri yeniden gözden geçirilmeli, izleme ve değerlendirme hizmetlerinin işlerliğini sağlamak için önlemler alınmalıdır.
Her öğrenci farklı bir birey olarak bazı gelişimsel yetersizlikler ve yeterliliklerini kendi içinde barındırır. Bu nedenle bireyin değerlendirme bilgileri temel alınarak eğitim programlarının oluşturulması ya da mevcut eğitim programlarının bireyin özel gereksinimlerine uygun olarak uyarlanması gerekir.

4.4. OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE ENTEGRASYONA YÖNELİK ÖNERİLER

Yapılan incelemeler ışığında kurum ve ev merkezli uygulamaların pek çok olumlu katkılarının bulunduğu ve vazgeçilemez oldukları bir gerçektir. Yeni uygulamalardan olan Çok Amaçlı Okulöncesi Eğitim projesinde Belediyelerin de önemli katılımlarının olacağı ve etkin uygulamalarla erken çocukluk dönemindeki çocuğun eğitiminde daha da etkili olabilecekleri bir gerçektir. Bu tür yeni programların da yaygınlaştırılması gerekir. Ayrıca bu uygulamalarda ülkenin farklı yörelerinin farklı ihtiyaçlarının olduğu dikkate alınarak yeni uygulamalara da gidilebilmeli varsa olumlu sonuçları olan örnek uygulamaların devlet-birey desteği ile yaygınlaştırılmasına gidilmelidir.

Mevzuatta özür gruplarına yönelik hazırlanacak eğitim programının içeriği, amaçları ve uygulama kriterleri konusunda belirlenmiş bir formatın konması yönünde bir düzenleme yapılmalı,
Genel eğitim programları özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim ihtiyaçlarına veya özür gruplarına göre uyarlanabilir olmalı, bu konuda kılavuz kitapçıkları hazırlanmalı,
Çocuğun bireyselleştirilmiş eğitim programlarına ailelerin katılımını sağlayıcı düzenlemeler yapılmalı,
Üniversitelerin özel eğitim gerektiren bireylerin ihtiyaçlarına yönelik hazırladıkları, uyarladıkları eğitim programlarının ulaşılabilirliği sağlanmalı ve yaygınlaştırılması yönünde sertifika programları düzenlenmeli,
Bireyselleştirilmiş eğitim programlarının nasıl hazırlanacağına, uygulanacağına ve değerlendirileceğine ilişkin kılavuz kitapçıklar hazırlanmalı,
Gelişim geriliği ve özürlü olma riski olan bebekler ve çocuklar ve aileleri için erken eğitim programları başlatılmalı, bu yönde politikalar oluşturularak hizmetler yaygınlaştırılmalı,
Bireylerin ihtiyaçlarına yönelik olarak uygun eğitimin sağlanabilmesi doğrultusunda kaynaştırma programları hazırlanmalı, izlenmeli ve değerlendirilmeli,
Yapılan tüm özel özel eğitim okulları, kurumları ve rehabilitasyon merkezleri, her tür özürlünün rahatça eğitim görebileceği şekilde düzenlenmeli, var olanlarda ise gerekli değişiklikler yapılmalı,
Özürlü birey için planlanan özel eğitim hizmetlerinin amaca ulaşabilmesi için, bireyin eğitimi açısından önem taşıyan materyal ve araç-gereçlerin ulaşılabilirliği sağlanmalı, bu konudaki teknolojik gelişmeler izlenmeli,
Genel eğitim programları özel eğitimde yeni yaklaşımlar doğrultusunda tanısı konan her özürlü birey için bireyselleştirilebilecek özelliklere sahip olmalı,
Kaynaştırmada başarıya ulaşabilmek için uygun eğitim programlarına ek olarak kurumlar fiziksel ortam, teknolojik donanım ve personel yönünden desteklenmeli, ayrıca Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nce kaynaştırma okullarına ve sınıflarına destek hizmet sağlanmalı,
Bireyselleştirilmiş eğitim programları bireyin mesleki eğitim ihtiyaçlarının yanı sıra geçiş planlarını da karşılayacak nitelikte olmalı,
Uygulanan eğitim programlarının amacına ulaşıp ulaşmadığı özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarının hedeflerine ne kadar ulaşılabildiği ancak işlevsel bir değerlenme ve denetim mekanizması ile kontrol edilebilir. Bu tip bir değerlendirme ve denetim verilen eğitimin kalitesini artırabileceği gibi, çocuğun eğitim programında yapılması gerekli değişikliklerin belirlenmesini ve buna göre yeni düzenlemelere gidilmesini sağlayabilir ve uygulamaların niteliğini arttırabilir.

4.5. ÖZEL ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİNE YÖNELİK ÖNERİLER

Eğitim ve rehabilitasyon yöntemleri ve program hazırlama teknikleri konusunda öğretmen ve ilgili diğer personel yetiştiren programların ihtiyaca cevap vermesi için gerekli düzenlemeler yapılmalı,
Bireyselleştirilmiş eğitim programlarının hazırlanması ve uygulanması konusunda mevcut personelin yeterli hale gelmesini sağlayacak kurumlararası işbirliği çalışmaları yapılmalı,
Eğitim ve rehabilitasyon programı hazırlayan ekibin özel eğitim kurumları ve rehabilitasyon merkezlerinde oluşturulmasını zorunlu kılacak düzenlemeler yapılmalı,
Uyarlanmış genel/mesleki öğretim programları, öğrencilerin eğitimlerini diğer okullarda akranlarıyla birlikte sürdürecek yeterliliğe ulaşmayı veya yeteneklerini üst düzeyde geliştirmeyi amaçlayan bir yaklaşımla sadeleştirilerek, değiştirilerek veya zenginleştirilerek, öğrenci merkezli olarak hazırlanmalı,
Özel eğitim okul ve sınıflarında; öğrencilerin bireysel gelişim özellikleri ve öğrenme yeterlilikleri ve yetersizlikleri dikkate alınarak, farklı konu ve sürelerde hazırlanmış iletişim becerileri ile akademik ve sosyal becerilerin geliştirilmesi üzerine yoğunlaşmış bireyselleştirilmiş eğitim programları hazırlanarak uygulanmalı, ayrıca çocuklar için hazırlanacak BEP’ler mesleki eğitimi ve geçiş planlarını da kapsamalı,
Bireyselleştirilmiş öğretime dayalı öğretim materyalleri geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalı,
Bazı özel eğitim okullarında sınıf geçme ders geçme yerine program atlama veya program geçme sistemi getirilmeli,
Başarıyı değerlendirmek için program değerlendirme formları geliştirilmeli ve not yerine puanlama sistemi uygulanmalı,
Görme, işitme ve ortopedik yetersizliklerden etkilenmiş ilköğretim çağındaki çocukların gündüzlü okullarda ve sınıflarda eğitimleri en az kısıtlayıcı ortam çerçevesinde yaygınlaştırılmalı,
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve orta öğretim kurumlarının eğitim programlarına özürlülerle ilgili genel bilgilerin verildiği ders/konulara yer verilerek özürlülerin toplumsal yaşama tam katılmaları ve toplumun bilinçlendirilmesi sağlanmalı,
Örgün eğitimden, yeterince yaralanamayan özürlü bireylere yaşam boyu öğrenim anlayışına uygun olarak yaygın eğitim olanağı verecek düzenlemeler yapılmalı,
Özel becerileri olan özürlü bireylere yönelik özel eğitim ve rehabilitasyon programları hazırlanmalı,
Kurumlar, özürlülerin ve ailelerinin yasal hakları konularında bilgilenmelerini sağlayacak düzenlemeler yapmalı,
Özel özel eğitim ve rehabilitasyon kurumları, işleyişleri konusunda özürlülerin ve özürlü ailelerinin bilgi sahibi olmaları konusunda tanıtım faaliyetleri düzenlemeleridir.

4.6. ÖZEL ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİNİN DENETİMİNE YÖNELİK ÖNERİLER

Denetim özel eğitim alanında yetişmiş müfettiş/meslek elemanları tarafından yapılmalı,
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nin denetlenmesinde mesleki anlamda denetlemeler yapılmalı, eğitsel değerlendirme ve izleme ekibinin etkililiği, çalışması, alınan kararların uygunluğu, destek hizmetlerin yeterliliği ve kullanılan materyallerin değerlendirilmesi denetleme kapsamı içinde yer almalı,Türkiye koşullarına göre uyarlanması standardizasyonu ve norm çalışmaları yapılmamış testlerin kullanımı engellenmeli,
Özel özel eğitim kurumlarının teftiş ve idari denetlenmesinin yanı sıra özel eğitim uygulamalarının değerlendirilmesini yapabilecek yetkinlikte müfettişler istihdam edilmeli,
Denetimler sonrası özel eğitim kurumuna geri bildirimlerde bulunulmalı, olumlu olumsuz yönler açıkça belirtilmeli, bunların giderilmesi konusunda önerilerde bulunulmalı,
Farklı hizmet türleri için değerlendirme ölçütleri oluşturulmalı ve denetimler bu ölçütler çerçevesinde yapılmalı,
Açılış izni veren her iki kurum (MEB ve SHÇEK) ortak açılış standartları belirlemeli, istismar olduğu gözlenen kurumlar kapatılmalı, sorumlu kişilerin alanda tekrar kurum açması önlenmelidir.

4.7. EĞİTİM VE REHABİLİTASYONDA AİLE EĞİTİMİNE YÖNELİK ÖNERİLER

Hastaneler bünyesinde ayırıcı tanı ölçütleri, risk gruplarının belirlenmesi, ailelere psikolojik desteğin sağlanması ve erken özel eğitim konularında ailenin yönlendirilmesi için, aileye destek olacak bir birim oluşturulmalı,
MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğinde ailenin değerlendirme, yerleştirme ve eğitim aşamalarında katılımını, bir başka deyişle aile toplantıları düzenleme zorunlu kılınmıştır. Bu maddenin işleyebilmesi için ekip üyeleri ve öğretmenler yeni bilgiler edinme konusunda anne babaların duygularına karşı duyarlı olmalı ve anne babaların çocukları için belirlediği öncelikleri bilmeli,
Kurum yalnızca tıbbi tanılama sonuçlarına göre bir düzenleme yapmamalı, çocukların eğitsel değerlendirme sürecinden geçirilmelerini sağladıktan sonra programlar hazırlamalı,
Özel eğitim kurumunun çocuk ile ilgili kararlar alabilmesi, uygun programlar hazırlayabilmesi için belirleme, tanılama, değerlendirme ve yerleştirme sürecinde aile bilgilendirilmeli ve bu süreçlere aile dahil edilmelidir. Aile, eğitsel değerlendirme sürecinde ekibin aktif bir üyesi olarak yer almalı, itiraz ve tercih hakkını kullanmalı,
Ailenin değerlendirme sürecine aktif katılabilmesi için çocuğu ile ilgili bilgileri nasıl toplayacağı konusunda bilgilendirilmesi sağlanmalı,
Aile çocuğun eğitim programı hakkında kurumdan bilgi edinme hakkına sahip olmalı. Kurum aileye çocuğun programı, gelişim durumu hakkında bilgi vermekle yükümlü olmalı,
Öğretmen ve kurum yöneticisi anne- babalardan sadece BEP değiştiğinde ve yıllık amaçlar incelenirken katılımlarını istememeli, sınıf içi etkinliklerde anne- babalarla etkileşim halinde olma yolunu bulmalı,

Kurumda, çocuğun eğitiminin her aşamasında aile bilgilendirmeli, çocuk için verilen her kararda ailenin onayı alınmalı,
Özel eğitim kurumlarında rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetini yürütecek birimler kurulmalı ve bu birimlerde gerekli uzman personel bulunmalı, bu birim ailelerin toplumsal yaşama katılımda karşılaştıkları sorunlara yönelik rehberlik hizmeti vermeli,
Özel eğitim kurumları aile eğitim ve rehberlik programlarını uygulamaya uygun ortam, teknik donanıma kavuşturulmalı,
Özel eğitim kurumlarında aile eğitim programlarını, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerini uygulayabilecek nitelikte personel yetiştirilmesi için üniversitelerin ilgili bölümlerinde sertifikalı eğitim programları açılmalı,
Aile eğitimi ve rehberlik programlarında yeterince yer almayan babaların ve diğer aile bireylerinin de programlara katılımı konusunda kurumlar teşvik edici bir tutum benimsemeli,
Ailenin, çocuğunun eğitim sürecine katılabilmesi için kurum görevlileri anne-babalardan bilgi kaynağı olarak yararlanmalı, anne babaların duygularına karşı duyarlı olmalı ve çocukları için belirlediği öncelikleri bilmeli, sınıf içi etkinliklerde anne babalarla etkileşimde bulunulmalı, öğretici olarak zaman zaman kullanabilmeli, kurumda anne baba katılımını arttırmak için anne baba grupları oluşturulmalı,
Ailelerin yaşadıkları sorunlar ve çatışmalar okula başlama, ergenliğe girme vb. gibi özürlü çocuğun gelişiminin kritik dönemlerinde yeniden canlanabilmektedir. Danışma yoluyla ailelere, ikili duygularının olumlu yönlerini görebilmeleri ve bu yönleri yapıcı bir biçimde geliştirebilmeleri için yardım edilmeli, danışmanlar anne-babaların suçluluk duygularıyla uygun olmayan tutum ve davranışlarıyla yüzleşmelerine yardımcı olabilmeli,
Ailelere "Erken Eğitim ve Okul Öncesi Eğitim Programları" ile çocuklarına destek eğitim verebilecek bilgi ve beceriler kazandırılmalı, aileyi eğitim programını uygulama sürecinde destekleyici ve güçlendirici mekanizmalar oluşturulmalı,
Kurumda çocukla ilgili karşılaşılan problemin çözümünde, öğretmen–aile iş birliğine dayalı problem çözme ilişkisi kurulmalı,
Hizmetli personelin aile ilişkileri konusunda eğitim almaları ve görev tanımlarının açık bir şekilde yapılması sağlanmalı,
Ailelerin öncelikle özel eğitim içinde okulun önemli bir parçası oldukları duygusu kazandırılmalı, kısaca, ailenin çocuğun eğitiminde aktif bir katılımcı olması sağlanmalı, bu da aile rehberliği; ailelerle yapılan sistemli ve düzenli çalışmalarla, ailelere psikolojik yardımlarla ailenin rahatlatılması, özürlü çocuklarının kabulüne yardımcı olunması ile gerçekleştirilmeli,
Özel özel eğitim kurumlarının talebi doğrultusunda üniversitelerde açılacak sertifikalı programlarla evde eğitim vermek üzere eleman yetiştirilmesi sağlanmalı,
Üniversiteler ile özel eğitim kurumları arasında aile eğitimi, rehberliği ve evde eğitim programlarının geliştirilmesi ve kullanılması konusunda iş birliği ve eş güdüm sağlanmalı,
Anne-babaların sınıf içi ve sınıf dışı etkinliklerde (refakatçi, yardımcı gibi katılma, beslenme, eğitim araçlarının hazırlanması, bazı etkinliklerin organizasyonunda yer alma) görev alması sağlanmalı,
Kurum ailelerin özel eğitimi tanıtıcı, özür hakkında bilgi yayma etkinliklerini (gazeteler, ilgili kurum ve kuruluşlara mektuplar makaleler yazma, derneklerle konuşma, özürlülerle ilgili radyo televizyon programlarına katılma ve konuşmak) desteklemeli ve ailelerle bu konularda iş birliği halinde olmalı,
Aileleri bir araya getirecek kulüp, dernek, vb. oluşumlar gerçekleştirilmeli ve ailelerin bu oluşumlara katılımları özel eğitim kurumlarınca teşvik edilmelidir.

4.8. ÖZEL REHABİLİTASYON MERKEZLERİNİN TAŞIMASI GEREKEN FİZİKSEL ÖZELLİKLERE YÖNELİK ÖNERİLER

Rehabilitasyon merkezleri yönetmeliklerinin fiziksel düzenlemelerle ilgili eksiklikleri belirtilirken, aslında bu merkezlerin taşıması gereken özelliklerden de kısmen bahsedilmiş oldu. Ulaşılabilir rehabilitasyon merkezleri oluşturulması için yapılması gereken çalışma, merkezlerden hizmet alan çocukların evlerinden buraya nasıl ulaştığı, merkezin kent içindeki konumu, bulunduğu binanın durumu, hizmet alan çocukların özür durumları gibi konuları içermelidir. Ayrıca merkez genel olarak ulaşılabilirlik özelliklerini taşısa da, bazı çocukların ek düzenlemelere ve donanımlara gereksinimi olabilir. Bu gereksinimlerin tespiti ve yerine getirilmesi de son derece önemlidir.

İlk aşamada, rehabilitasyon merkezlerinin kentteki yer seçimleri, ulaşılabilirlikleri ile doğrudan ilişkilidir. Konut alanlarında veya bu alanlara yakın bölgelerde kurulacak merkezlerin, müstakil ve bahçeli yapılarda veya çocuk oyun alanları ve parklara yakın biçimde yer alması olasılığı artacaktır. Diğer yandan özellikle kent merkezlerine yakın bölgelere kurulan merkezlere ulaşım, trafik sıkışıklığı, otopark sorunu, kalabalık, ticari kullanımların mekanı düzensiz kullanması gibi nedenlerle aslında daha zordur.

Rehabilitasyon merkezlerine en etkin ulaşım biçimi ise özel servisler olarak görülmektedir. Kullanıcının gereksinimlerine uygun tasarlanmış taşıtlarla ulaşımın sağlanması, diğer ulaşım türlerini kullanamayanlar için pek çok sorunu çözecektir. Yurt dışında başta belediyeler olmak üzere gönüllü örgütler ve diğer bazı kuruluşlar bu tip hizmetleri düşük ücretlerle sunmaktadır. Ülkemizde özel rehabilitasyon merkezleri bunların öncülüğünü hizmet sunarak ve diğer kurum ve kuruluşları örgütleyerek yapmalıdır.

Farklı hizmet içeriğine sahip rehabilitasyon merkezlerinde ulaşılabilirliğin sağlanması için bulunması gereken özellikler ise şunlardır;
Merkezin yakın çevresinde düz ve kaygan olmayan zemin kaplamaları kullanılmalı, yeterli drenaj ve eğim sağlanarak su birikmesi önlenmeli, yükseklik farkları standartlara uygun rampa ile aşılmalı, sokak mobilyaları 85 cm.lik geçiş alanını engellemeyecek biçimde konmalı ve baş hizası 220 cm.den yüksek olmalıdır.

Özürlü çocukları taşıyan servis ve özel taşıtlar için, uygun biçimde düzenlenmiş otopark yeri sağlanmalıdır.

Binanın girişinde merdiven bulunmamalı, zorunlu hallerde yanına standartlara uygun rampa konmalıdır. Giriş rahat, tehlikesiz, acele etmeyi gerektirmeyecek şekilde rüzgar, yağmur gibi hava şartlarından korunmuş bir sahanlıkla düzenlenmelidir.

Binanın giriş kapısı eşiksiz ve belli genişlikte olmalı, kapı tutamakları zıt renklendirilmelidir. Zil paneli bulunuyorsa, sesli ve ışıklı diyafon sistemi bulunmalı, panel belli yüksekliğe yerleştirilmelidir. Girişin devamındaki hol, çarpmaya olanak vermeyecek biçimde 220 cm. yüksekliğinde temiz açıklığa sahip olmalı, koridor boyunca ve sonunda tekerlekli sandalye için gerekli manevra alanı bulunmalı, hol boyunca yükseklik farkları standartlara uygun rampa ile aşılmalıdır.

Rehabilitasyon merkezlerinin girişten farklı düzeyde katlarda bulunduğu binalar, özellikle zihinsel özürlü çocuklar ve spastik çocuklara hizmet verenler mutlaka asansöre sahip olmalıdır. Bu asansör TSE standartlarına uygun olmalıdır. Bununla birlikte katlar arasındaki merdivenlerin sahanlık ve trabzanları da standartlara uygun olmalı, merdivenlerin her iki yanında da trabzan/tutunma bandı bulunmalıdır.

Rehabilitasyon merkezinin girişi düz ayak olmalı, kapı önünde yeterli açıklık bulunmalıdır. Tüm iç kapıların ve koridorun genişliği standartlara uygun olmalıdır. Kapılarda büyük camlardan kaçınılmalıdır. Kapı kolları rahat kavranabilmeli, eşik bulunmamalı, duvar ve kapı aparatları zıt renklendirilmelidir. Dolaşım alanı içinde gereksiz girinti ve çıkıntılardan kaçınılmalı, zorunlu olanların köşeleri yuvarlatılmalıdır.

Banyo ve tuvaletlerin kapıları dışa açılmalı, bu kullanımlarla koridor arasında kot farkı olmamalı, içinde yeterli kullanım alanı bulunmalı, ortopedik özürlü çocuklar için tutunma bantları yerleştirilmeli, lavabo ve klozetler çocuklar için düzenlenmiş standartlara uygun olmalıdır.

Farklı hizmet alanlarına sahip rehabilitasyon merkezlerinde fiziksel düzenlemeler açısından özür gruplarına göre dikkat edilmesi gerekli noktalar ise özetle şöyledir;
İşitme özürlü çocuklara hizmet veren rehabilitasyon merkezinin gürültüden uzak bölgeleri tercih etmesi önemlidir. Ses çalışmalarının yapıldığı bölümlerde ses yalıtımı ve akustik iyi düzenlenmeli, dikkat dağılmasına olanak vermeyecek biçimde tasarım yapılmalıdır. Ayrıca geniş mekanlar, farklı renk ve dokuda duvar yüzeyleri, oryantasyonu kolaylaştıran görsel işaretlemeler önemlidir.

Ortopedik özürlü çocuklar için en önemli gereksinim, hareket imkanlarını tümüyle kullanabilmesine olanak sağlayan mekanlardır. Daha önce bahsedilen basamaksız ve düz giriş, gerektiğinde rampa bulunması, dolaşım alanında yeterli açıklıkların sağlanması ve tuvalet-lavabo kullanımlarının yeterli alana sahip, yardımcı aparatlarla donatılması önemlidir. Bu grupta yer alan özürlü çocuklar için bahçenin oldukça önemli olduğu vurgulanmaktadır.

Zihinsel özürlü çocuklara hizmet veren rehabilitasyon merkezlerinin, Down Sedrom’lu çocuklar için duyular üzerinde uyarıcı, algıları besleyen ve zenginleştiren, bol ve çeşitli hareket ve oyun olanakları sağlayan mekan özelliklerini taşıması önemlidir. Ayrıca merkezin yerinin toplumsal etkileşime elverişli olması bu çocukların gelişiminde yararlı olacaktır. Otistik çocuklar için ise, basit ve sade planlanmış bir mekan, bol ışıklı, dinlendirici renklerin hakim olduğu, az eşyanın bulunduğu ortamların sağlanması önemlidir. Bu çocukların sese duyarlılığı yüksek olduğundan ses yalıtımı önemlidir. Hiper aktif çocuklar için, rahatlatıcı, yumuşak çizgi, renk ve dokudaki yüzeyler, basit ve sade tasarlanmış mekanlar önemlidir. Rehabilitasyon merkezlerinde eğitim ve yönetim mekanlarının ortak alanlardan dağılımı, çocukların kontrolü ve kendilerini güvende hissetmeleri bakımından gereklidir. Odaların serbest hareket ve oyuna elverişli genişlikte olması tercih edilmelidir.

Görme özürlü çocuklar için, alana ait bilgiler dokunma ve işitme duyusuyla geliştiği için, oryantasyonun farklı doku ve biçim kullanılarak sağlanması gereklidir. Rehabilitasyon merkezinin yön bulmada kolaylık sağlayan akılda kalıcı plan şemasına sahip olması, tek akstan dağılım ve dolaşım alanlarının geniş düzenlenmesi önemlidir.

Daha önce iyileştirme çabalarının tümü özürlünün sahip olduğu özrüne yönelikti. Fakat günümüzde bu bakış açısı değişerek yerini ulaşılabilirlik özellikleri taşıyan mekanlar oluşturularak, özürlünün çevresinin de iyileştirilmesi ve aldığı rehabilitasyona yardımcı yaşam ortamının oluşturulması eğilimine bırakmıştır. Özürlünün bağımsız olarak istediği her mekana ulaşabilmesi ve bu mekanı dilediğince kullanabilmesini sağlamak ve bu bilinci yaymak, özürlülerle ilgili alanlarda çalışan herkesin görevleri arasındadır. Özel rehabilitasyon merkezlerinin görevlerinden biri ise, başta kendi merkezleri olmak üzere, kentsel çevrede ulaşılabilirlik ölçütlerinin hayata geçirilmesinin öncülerinden biri olarak, hizmet verdiği grubun aldığı rehabilitasyon ve eğitimi hayata geçirmesini desteklemektir.

SGK RehberiSGK Rehberi

Bu haber 1,332 kez okundu.

İşitme Cihazı İçin Sgk Hangi Şartları Aramaktadır?16 Temmuz 2014 00:03
İşitme cihazı bedelinin ödenebilmesi için gerekli şartlar
Sosyal Güvenlik açısından malullük ve engelli olma11 Mayıs 2014 21:50
Engelli aylığında püf noktaları08 Mayıs 2014 07:35
Engelli aylığıyla ilgili bilinmesi gerekenler15 Mart 2014 11:54
Ukrayna'da İki Savaş Uçağı Düşürüldü
İBB Çalışanlarına Yüzde 14 Zam
Muğla’da Şaka Gibi Olay
'Büyüme yüzde 4’e yakın'
Deniz Seki’yi Sağlık Raporu da Kurtaramadı
Bebeğini Bırakıp Tatile Giden Anneye 25 Yıl Ceza İstemi
Doğum Yapan Kadın 6 Yıl Önce mi Emekli Olacak
13 Yerde Yapılan Seçimin Resmi Sonuçları Açıklandı
Anayasa Mahkemesi Mansur Yavaş Kararını Açıkladı SON DAKİKA
7 Şubat, 17 ve 25 Aralık'ın Hiç Bilinmeyenleri...
AK Partili Cuma İçten Meclis Kürsüsüne Bu Afişle Çıktı
Başsavcılık'tan Cemaat Operasyonu Açıklaması
Ortaöğretime Geçişte Tercihler Bayramdan Sonra Başlıyor
Babacan: Türkiye Bu Fırsatı Kaçırırsa Yazık Olur
İşte Kılıçdaroğlu'nun Unutulan Dosyası
Bahçeli'den Köşk Seçimi İçin Atak
Ağzından Tam 232 Diş Çektiler
MHP'ye Seçim Şoku! Oy Oranları Düştü
ABD'den flaş Gazze Hamlesi
Torba Tasarıdaki Son Durum
30 Bin Kamu Çalışanına Kötü Haber!
ÇALIŞANLAR GERÇEK ÜCRETLERİNE SAHİP ÇIKARSA EMEKLİLİKTE RAHAT EDER
9 soruda 22 Temmuz Cemaat operasyonu
Elif Şafak'tan Türkiye İran Olacak Yazısı
Efendimizin Kadir Gecesi İçin Tavsiye Ettiği Dua
Başbakan Erdoğan'ı Böyle Dinlemişler
Fehmi Koru Cemaat İçin Ağıt Yaktı
Sütten Çıkmış Ak Cemaat
Alt İşveren İşlemlerinde Muvazaa?
Büyük operasyon ve o konuşmalar..
BES Fonları Getiride Fark Attı
Muharrem İnce: İhsanoğlu'nu Başta Ben de İtiraz Ettim
Gurbetçilerin Kafası Karıştı
ABD istihabaratı: Malezya Uçağını Rusya Düşürmediyse de Koşulları Hazırladı
Yeni Başbakan Kim Olacak?
Vali Küçük: Sınırda Çatışma Sürüyor
Kelepçe bu kez polislere vuruldu
Ağustos'ta Memura Zam!
Kamu Memur Alım İlanları
Torba Yasadan Taşerona İyi Haber!
Ev Sahipleri Şokta!
1 Gün Dahi Çalışana Tazminat
Emekliye Bayram müjdesi!
Erken Emeklilik Müjdesi
Haram Lokma Yemediler Mi?
Kılıçdaroğlu’nun unutulan dosyası
Öğrenciler, Aileler Dikkat!
McDonalds ve KFC'de Yiyenler Dikkat!
Genel Sağlık Sigortası çöktü
Yargıtay‘ın İmamına İşlem Yapılmadı
40 ildeki liselerde okullar erken açılacak
Yeni Başbakan kim olacak?
Tecavüze Uğradı, AIDS Kaptığını Tam Altı Yıl Sonra Öğrendi
'Doçent cinayeti'nde sekreterin ses kaydı çıktı
İstanbul’un İki Yakasına İki Et Borsası Geliyor
Vatandaşı Bezdiren Cezlara Ne Yaptınız?
'Rezalara yapılmamış polisliğe maruz kalıyoruz'
'Kimin ülkemize operasyon yaptığı çok net görülüyor'
Çok Sayıda Bakanlık'ta görevden Alma ve Atamalar
'Vatan haini değiliz'
İhsanoğlu: 'Ticaret Onlar Üzerinden Yürütülüyor'
İşte Görevden Alınanlar ve Yerlerine Atananlar
İzmir ve Bitlis'te kaza: Toplam 9 ölü
Emeklilikte yaşa takılanlara Bakan’dan ret
Başbakanlık için 3+3 kriterleri
Görevde yükselmede neler değişti?
Arınç: 3 Senede 200 Bin Kişi Dinlenmiş
Bayram Tatili Kaç Gün Belli OLdu
Mustafa Destici'ye Bir Ültimatom Daha!
İşte Yeni Görevde Yükselme Yönetmeliği
Başbakanlık'tan Gazze Kampanyası
Operasyon tepkisi: Zulmettiniz adil yargılanın
'Zulmü yapanlar, korksunlar titresinler'
Acı haber geldi!
Başbakan'ı Dinlediler
Tatvan'da trafik kazası: 5 ölü
Zulme katkı veren İsrailli şirket varsa boykot yapalım
Başbakanlık önünde kendini yakma girişimi
E. İhsanoğlu'nun oğlu, yarı baygın halde bulundu
Seçimde Oy Kullanacağın Sandığı TIKLA ÖĞREN!
SGK ticari sırları satamayacak
Taşeronlar KPSS'de çalışma bilgisini işaretleyecek mi?
Çift maaş alan kişi, asgari ücret kriterine takılır
Üst düzey görüşmeler kayıt altına alınmış
115 polise yakalama kararı
Yargı kararının gereği yapılıyor
TBMM 14 Ağustos'a kadar çalışacak
Alperen Ocakları'nda genel başkan tartışması
İhsanoğlu'na 2 milyon 130 bin 922 TL bağış yapıldı
Selam-Tevhid Davasında 251 Kişiye Takipsizlik
Orucun Beyin Üzerindeki İnanılmaz Etkisi
ABD Dışişleri Bakanı'na Mısır'da Büyük Şok!
İsrail'e Uçuşlar Durdu
Yüz binlerce Suriyeli yakında işbaşı yapacak
Zaman Operasyon Yapılacağını Nereden Biliyordu?
Hükumet ve Cemaat’in Arası Neden Açıldı?
Cemaate Operasyon Bu Kararla Başladı!
Tuzla’da Coca-Cola’nın Yerini Osmanlı Şerbeti Aldı
Rumlar Solo Türk'ü ve Türk Yıldızları'nı Şikayet Etti
Zerrin Özer'den O Kişilere Suç Duyurusu
SGK’ya 20 özel sözleşmeli personel
CHP'de Gerginlik!
Ağırdır: Erdoğan Birinci Turda 24 Milyon Oyla Seçilir
TÜİK'ten İşsizlik Verilerine İlişkin Açıklama
Paris Valiliği Gösteriye Bu Kez İzin Verdi
Gazze'de 121 Çocuk Öldürüldü
Gülen Bulunduğu Yerde Duramayacak
Salih Mirzabeyoğlu Serbest
İnsanlık İçin Ayağa Kalkanları Selamlıyorum
Maaşlar bayram öncesi ödenecek
İslam Alemini Gazze İçin Duaya Çağırdı
Cemaatin Gazetecisi Zıvanadan çıktı!
Belediye Çalışanlarına Torbadan Büyük Şok!
5510'a göre dul ve yetim aylıkları daha düşük çıktı
MHP'den Paralel Operasyonuna İlk Tepki
Cemaat Operasyona Nasıl Karşılık Verir?
Operasyon Kararının Ne Zaman Çıktığı Belli Oldu
Başka Alanlara da Sıçrayabilir İzlemedeyiz
Polis Lojmanında Çocuk Tacizi! Defalarca...
Çipli Pasaportu Olmayana Hac Ve Umre Yok!
SGK Rehberi Facebook'ta