İŞYERİNE GİTMEDEN EVDEN, TATİLDEN VE KAMPTAN SİGORTALI SAYILABİLİRSİNİZ.

İŞYERİNE GİTMEDEN EVDEN, TATİLDEN VE KAMPTAN SİGORTALI SAYILABİLİRSİNİZ.

Tarih :
İŞYERİNE

Çoğu zaman bilgisayar mühendisi veya internet bağlantısı kullanılarak işlerini/mesleklerini ifa eden personeller aracılığıyla gerçekleştirildiği, gelişen teknolojinin sağladığı imkanlarla bu işleri yapmak için çalışanların fiziki olarak işyerine gelmesi gerekmediği ve bu işlerin internet erişimi olan her ortamda (evde, tatilde, diğer şehirlerde) yapılmasının mümkün olduğu, kalifiye bilgisayar mühendislerinin istenilen hizmetleri dışardan vermek isteyip aksi takdirde çalışmak istememeleri nedeniyle eleman temininde zorluklar yaşandığı, bahse konu kişilerin yukarıdaki şekilde fiziki olarak işyerine gelmeden evden veya internet erişimi olan yerlerden hizmet vermesi halinde sosyal güvenlik uygulamaları yönünden sakınca bulunup bulunmadığı hususunda ciddi bir belirsizlik bulunduğu bilinmektedir,

Bu kapsamda, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Genel Sağlık Sigortası Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayıldığı,

5510 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3 üncü maddesinde hizmet akdinin, 6098 sayılı Kanunda sayılan hizmet akdi ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesi olarak tanımlandığı,

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 393 üncü maddesi ile hizmet sözleşmesinin, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak değerlendirildiği, kişinin, durumun gereklerine göre ancak ücret karşılığında yapılabilecek bir işi belli bir zaman için görmesi ve bu işin de işveren tarafından kabul edilmesi halinde hizmet sözleşmesinin kurulmuş sayıldığı,

4857 sayılı İş Kanununun 8 inci maddesinde ise iş sözleşmesinin, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafında (işveren) ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme olarak tanımlandığı, hizmet akdinin unsurlarında iş, ücret, bağımlılık ve zaman unsurlarının bulunduğu,

Diğer taraftan, 4857 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde Kanunun amacının işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemek olduğu, 2 nci maddesinde de bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi, işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denildiği, işverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler (işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayıldığı, işyerinin, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütün olarak değerlendirildiği,

5510 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde ise işyerinin, sigortalı sayılanların maddi olan ve olmayan unsurlar ile birlikte işlerini yaptıkları yerler olduğu, işyerinde üretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçların da işyerinden sayıldığı,

Ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmeler nedeniyle çalışma hayatında işçi ve işverenin çalışma şartlarını değişik ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde düzenleyebilmekte olduğu, çalışanların işi yaptıkları yerlerin değiştirilerek yapılan işin organizasyonunun düzenlenebildiği, evde çalışma, tele çalışma gibi çalışma türlerinde çalışanların bir işverene bağlı farklı işyerlerinde çalıştırılabildiği mümkün bulunmaktadır.

Dolayısıyla, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, hizmet akdinin iki taraflı akitlerden olup tarafları birbirine taahhütlerle bağladığından, hizmet akdinde hukuki bağımlılığın şart olduğu, işçinin işverenin emir ve görüşleri doğrultusunda işverenin gösterdiği yerde belirli ya da belirsiz sürede çalışması ve bunun karşılığında da işverenden ücret alması gerektiği, gerek 6098 sayılı Kanunda gerekse 4857 sayılı Kanunda zaman ve bağımlılığın hizmet akdinin temel unsurlarını oluşturduğu,

Bu nedenle, yazılım işleri yürüten bilgisayar mühendisleri, elektronik satış vb. işleri yapanlar ile anılan işyeri arasında hizmet akdi unsurları oluştuğundan işlerin yürütüldüğü mekanların ve evlerin de işyerinin bölüm ve eklentisi olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekmektedir.

Çünkü, klasik istihdam modeline uymayan ve giderek yaygınlaşan istihdam türlerinden biri de evde çalışma, ev çalışması, eve iş verme gibi çeşitli şekillerde isimlendirilen çalışma biçimi olmuştur.

Buna mukabil, Uluslararası Çalışma Örgütü 3 Haziran 1996 tarihinde,  önsözlerinde çalışma koşullarına ilişkin genel uygulama standartlarının yer aldığı sözleşme ve tavsiye kararlarının evde çalışmaya da uygulanabileceğini hatırlattığı, söz konusu standartların evde çalışmaya uygulanmasının geliştirilmesinin ve evde çalışmanın özel niteliklerini göz önünde bulundurarak ek standartlarla desteklenmesinin gerektiğini ifade ettiği 177 sayılı Evde Çalışma Hakkında Sözleşme’yi ve 184 sayılı tavsiye kararını kabul etmiştir.

Ülkemizde ise 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 322 nci maddesinde, işverenin nezaretinde bulunmaksızın parça başı veya götürü çalışan işçilerin işlenen madde ve sözleşme gereğince çalışmaları bakımından eser sözleşmesine ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacağı ifade edilmiştir. Söz konusu hüküm, 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun yürürlüğüne girmesine dek evde çalışmaya ilişkin yasal dayanağı oluşturmuştur.  6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 461 ila 469 uncu maddelerinde ise evde hizmet sözleşmelerine ilişkin düzenlemeler yer almıştır.

ILO’nun 177 sayılı Evde Çalışma Sözleşmesi’nin birinci maddesinde ve 184 sayılı Evde Çalışma Tavsiye Kararı’nda yer alan tanıma göre "evde çalışma" terimi, evde çalışan olarak anılacak olan bir kimse tarafından, kendi evinde veya işverenin işyeri hariç kendi seçtiği bir başka mekanda, ödeme karşılığında yapılan, söz konusu kişinin ulusal yasalar, yönetmelikler ve mahkeme kararları uyarınca bağımsız işçi sayılmasını gerektirecek ölçüde özerkliğe ve ekonomik bağımsızlığa sahip olmaması kaydıyla; teçhizatı, malzemeyi ve kullanılan diğer girdileri kimin sağladığı önemli olmaksızın, işveren tarafından belirlenen bir ürün veya hizmetle sonuçlanan iş anlamına gelir.

Evde hizmet sözleşmesi ise 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 461 inci  maddesinde “işverenin verdiği işi, işçinin kendi evinde veya belirleyeceği başka bir yerde, bizzat veya aile bireyleriyle birlikte bir ücret karşılığında görmeyi üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmıştır. Evde hizmet sözleşmesinde de diğer iş sözleşmelerinde olduğu gibi tarafların iş görme ve ücret ödeme borçları vardır; bu unsurlar iş sözleşmesindeki unsurlarla aynıdır.

İş sözleşmelerinin bağımlılık unsuru ise evde çalışmanın iş sözleşmesi olarak değerlendirilmesi bakımından özel önem arz etmektedir. İşçi ve işveren arasındaki bağımlılık unsuru, ekonomik, teknik ve kişisel – hukuki bağımlılık olmak üzere farklı şekillerde değerlendirilmektedir.

Ekonomik bağımlılık, işçinin iş görerek kazandığı ücretin elde ettiği gelirlerin esas kaynağı olmasını ifade etmektedir. Dolayısıyla, ekonomik bağımlılık esas alındığında gelirinin büyük kısmı işveren tarafından sağlanan kişi, işçi kabul edilir.

Teknik bağımlılık ise, işverenin işçiye işin nasıl görüleceği, hangi araç ve tekniklerin kullanılacağı konusunda emir ve talimat verebilmesini ifade etmektedir.

                Ancak bu bağımlılık türü de iş sözleşmelerini diğer sözleşmelerden ayırmakta eksik kalmaktadır. Örneğin vekâlet sözleşmesinde de vekilin asilin talimatlarına uyması gerekir, buna karşılık işçinin uzmanlığı sebebiyle işverene teknik yönden bağımlılığının azalması, hatta yok olması söz konusu olabilmektedir.

İş sözleşmesinin unsuru olarak kişisel – hukuki bağımlılığın kabul edilmesi hâlinde ise, evde hizmet sözleşmesinin de arasında bulunduğu farklı iş sözleşmelerindeki bağımlılık unsuru açıklanabilecektir.

6098 sayılı Borçlar Kanunuyla hizmet sözleşmelerine ilişkin hükümlerde çok sayıda yenilik yapılmıştır ve getirilen yeni hükümlerin bir kısmı İş Kanunu’nda yer almadığından, genel nitelikteki kanun olan Borçlar Kanunu hükümlerinin İş Kanununa tabi iş sözleşmelerine ne derece uygulanacağına dair  farklı görüşler ileri sürülmektedir. İş Kanununda yer verilmeyip Borçlar Kanununda düzenlenen hususlardan biri de evde hizmet sözleşmesidir. Borçlar Kanununun 469 uncu maddesine  göre evde hizmet sözleşmesine ilişkin hüküm bulunmayan hallerde hizmet sözleşmesinin genel hükümleri uygulama bulacaktır.

Bu itibarla evde çalışma şeklinde atipik bir hizmet sözleşmesi ile işverenin emir ve talimatları ile bağlı olan işçinin 5510 sayılı Kanun bakımından 4/1 (a) sigortalısı olarak değerlendirilerek, mevzuatta ayrı bir düzenlemeye gidilmediği sürece bu sigortalıların 4/a sigortalılara tanınan tüm haklardan ve yükümlüklerden eşit derecede yararlanması ve sorumlu olması gerektiği, işverenin de kayıt dışı istihdamın önlenmesi hususu dikkate alınarak bu şekilde çalıştırdığı sigortalılara karşı 5510 sayılı Kanundan kaynaklanan tüm yükümlülüklerle sorumluluğunun bulunması gerektiği kabul edilmelidir. 6/1/2016

Kaynak : SGK Rehberi

İlgilinizi Çekebilir